Hadise coşturmaya devam ediyor
Temel ELCİVAN/ OBERHAUSEN, (DHA)
EUROVISION Şarkı Yarışması’nda Türkiye’yi temsil edecek olan Hadise, Almanya’nın Oberhausen kentinde verdiği em konserle tanıtım turuna devam etti. ‘Turbinenhalle’ adlı diskoda konser veren Hadise, yaklaşık 1000 hayranını coşturdu.
Büyük alkış eşliğinde sahneye gelen Hadise, ‘Düm Tek Tek’i seslendirdiğinde salonda bulunanlar coştu. Tek parça elbisesi ve gri pabuçlarıyla sahneye çıkan Hadise’ye, konser boyunca dans grubu da eşlik etti. Gece yarısı sahne alan ve ‘Stir Me Up’ başta olmak üzere birçok şarkısını seslendiren Hadise, yaklaşık 2 saat sahnede kaldı. 1 hafta önce Münih’te verdiği konserden yarım saat önce kolunda serum bağlı olduğunu hayranlarıyla paylaşan Hadise, “Toparlandım ve karşınıza çıktım” dedi. Hadise, salonda bulunan hayranlarından oy desteği istemeyi de ihmal etmedi.
Konser öncesi kuliste habercilerin sorularını yanıtlayan Hadise, “Mayıs’ın son gününe kadar herkesten oy bekliyorum. Her oy çok önemli. 12 Mayıs’ta herkes telefonlarını ceplerinde bulundursun ve benim için mesaj atsın istiyorum” çağrısında bulundu. “Hem yurt içinde hem de yurt dışında, Türk halkından büyük destek alıyorsunuz. Bunu neye bağlıyorsunuz?” sorusu üzerine Hadise, “Hakikaten böyle oluyor. Bence her şey bir kombinasyon. Şarkımız çok güzel. Şarkımız çok güçlü ve benim sahnedeki enerjim iyi. Şarkının da bana çok yakıştığına inanıyorum. Bunların hepsi çok önemli. Başka bir şarkı olsaydı, belki de bu başarıyı yakalayamazdık. Bu yüzden hem ben şarkıyı tamlıyorum, hem de şarkı beni tamamlıyor” diye konuştu.
Hadise, “Yurt dışında yaşayan sanatçı olarak Türkiye’yi temsil etme hakkını almak nasıl bir duygu?” sorusu üzerine, “Ailemin bana olan desteği çok önemli. Ailemin sayesinde ben, başarıyı elde edebildim. Aynı zamanda okudum ve kariyerimi yaptım. Galiba insanlar bunları okuyarak, bana saygı duydular. Bir Türk genç kızı olarak, aynı zamanda okumak ve müzikte başarılı olmak zor bir iş ve ben böylede örnek olmak istiyorum. Gençlerimiz için söylüyorum. Ben bunu yapabiliyorsam, herkes yapabilir. Çok ağladığım geceler oldu ama başardım. Bunlardan dolayı insanların, saygı duyduğuna inanıyorum” karşılığını verdi.
Diğer ülkeleri temsil eden sanatçılara baktığında şansını nasıl gördüğü sorusuna Hadise, “Diğer ülke temsilcilerine bakınca, bizim şarkı gibi şarkı yok. Bizim şarkıdaki enerji, başka şarkılarda da yok. Herkesin kendi tarzı var. Bu sene Eurovision’da çok değişik sanatçılar var. Kıyaslamak için başka bir sanatçı yok ve bu yüzden çok güçlüyüz” yanıtını verdi.
Önümüzdeki günlerde Belçika’da kanser hastaları için bir konser vereceğini belirten Hadise, “Yunanistan’da konserimiz süperdi. Malta’da çok güzeldi. İki gün sonra Bosna’dayız ve inşallah oradan da iyi tepkiler alırız” dedi.
Konser sırasında hayranlarıyla sohbet eden Hadise, “Çok güzel kızlar var Almanya’da” deyince, erkeklerden gelen tepki üzerine “Tamam yakışıklı erkekler de var” diye devam etti.
Hadise, “Herkesin içinde bir negatif yani kötü insan vardır. Benim de vardı ve onu içimden attım. Birde onu anlatan bir şarkı da yazdım” dedi. Hadise’nin konser verdiği diskoda, dev plazmalara Türk bayrağı ve Hadise yazısının sürekli yansıtılması dikkat çekti. Sahnede gördüğü ilgi karşısında büyük moral bulan ve hayranlarına öpücük gönderen Hadise, tanıtım konserleri dizisinin Oberhausen ayağını tamamladı.
Temel ELCİVAN/ OBERHAUSEN, (DHA)
‘ZORLAMAYLA AŞK OLMUYORMUŞ!’
‘Geçmişte İlişkilerle Çok Uğraştım. Gerçek Mutluluğu Evliliğimde Buldum. Bu Sene Çocuğumuz Olsun İstiyorum’
‘GEÇMİŞTE İLİŞKİLERLE ÇOK UĞRAŞTIM. GERÇEK MUTLULUĞU EVLİLİĞİMDE BULDUM. BU SENE ÇOCUĞUMUZ OLSUN İSTİYORUM’
“Tiyatroda lezbiyen öpüşme” başlığıyla magazin sütunlarında yer bulan Sürmanşet, oyunu aslında derin devlet ilişkilerinden yola çıkıp fedakâr bir ablanın lezbiyen kız kardeşi için yaşadıklarına uzanan sürükleyici bir dram. Oyuna öpüşme sahnesini merak edip gidenleri, fedakâr abla rolüyle şaşırtıp performansıyla beğeni toplayan Ceyda Düvenci dizilerden sonra tiyatroya da ısındı. İşte ve aşkta mutluluğu yakaladığını anlatan Düvenci, “Geçmişte ilişkilerle çok uğraştım. Gerçek mutluluğu evliliğimde buldum. Bu sene çocuğumuz olsun istiyorum” diyor. Evleneli 6 ay oldu. Nasıl gidiyor evlilik hayatı?
Çok mutlu bir döneme girdim, paylaşım çok güzel; eşimle paylaşmak çok keyifli. Çok yeni tabii ki, cicim aylarım bunlar, kötü bir şey söyleyebilmek mümkün değil. Ama ben yıllar geçse bile böyle olacağını hissediyorum. Çünkü eşim gerçekten çok iyi bir arkadaş, çok iyi bir eş, çok iyi bir sevgili, çok iyi bir koca. Dolayısıyla çok huzurlu yaşıyorum hayatımı. Bir baskı, hiçbir yaptırım hissetmiyorum. Çok özgürüm, özgürüz ama bir yandan da çok bağlıyız. Şanslıyım, bunu biliyorum.
Bu uyumu bir çabayla mı yakaladınız yoksa kendiliğinden mi oldu?
Hayır çabayla değil. Benim psikoloğum var haftada bir gittiğim. Psikoloğumla biz her zaman ilişkiler üzerine konuşurduk…
Psikoloğa neden gittiniz?
Ben çok severim psikoloğa gitmeyi. Yaptığımız sohbetleri seviyorum. İçsel bir yolculuk yapıyorum, onunla yaptığım sohbetler sayesinde, hayata dair takıldığım bütün ayrıntıları çok güzel çözümlüyorum. Herkese de şiddetle tavsiye ediyorum; hayatta böyle bir danışmanın olması herkesin çok ihtiyacı olan bir şey.
Onunla yaptığımız sohbetlerde şunları anlatırdım: Eskiden ilişkiler üzerine hep bir uğraşım vardı. Hayatımda hep denkleştirmek, aynı düşünmeye çalışmak, aynı şeylerden zevk almaya çalışmak, fedakârlık yapmak ya da beklemek gibi detaylarım vardı. Ama psikoloğum Defne derdi ki: “Gerçek mutluluk bu değil. Gerçek mutlulukta; sen hayatını yaşarken o denge kendiliğinden geliyor, bir şey yapmadan… Birlikte elele, yan yana, aynı yöne yürüdüğünü fark ettiğinde bu doğru olacak senin için. Anlayacaksın” demişti. Evliliğim de böyle oldu işte. Bu uyumu zorla sağlamıyoruz. Şimdi bakıyorum, evet biz birlikte çok eğleniyoruz. Ortak şeyler yapmayı çok seviyoruz. Gördüm ki zorlamayla olmuyormuş.
Bir yazı varmış, doğru erkeğin tarifini yapıyormuş ve siz her gün onu okuduktan sonra aynı o tarifteki kişi, Engin Bey çıkmış karşınıza. Bu doğru mu?
Kuantum fiziğinden yola çıkarak çekim yasasına inanırım ve hayatta hep istediklerimi yaşadığımı da bilirim. Bilinç altında zorladığım kötü, talihsiz, beni üzen şeyleri yaşadığımı da biliyorum. Çok umutsuz ve mutsuz olduğum bir dönemdi, Can Dündar’ın bir yazısıydı ve çok güzel bir yazıydı. Onu buzdolabına astım, her gün okudum ve o geldi.
Spiritüel konularla çok ilgilenir misiniz?
Hiçbir şeye çok sapkın şekilde inanıp, saplantılı bir şekilde savunmam. Aksine her şeyden öğrenmeye çalışan biriyim. Mesela kuantum fiziğinden çıkan çekim yasasına körü körüne inanmam. Her şeyin harmanlandığı inançları seviyorum, kendi oluşturduğum bir inanç sistemim var. Psikoloğuma danışıyorum bir şeye takıldığımda. Mevlana ve Mevlevilik üzerine, İslam üzerine kitaplar okuyorum. Diğer dinleri ve öğretileri de okuyorum, felsefe de okurum. Evet reiki, bilinçaltı, beyin gücü gibi konuların faydasını görüyorum ama saplantılı bir şekilde değil.
Az önce kütüphanedeyken “Burası çocuk odası olacak” dediniz, ne zaman olacak?
Biz eve taşınırken, herkesin ekonomik kriz konuştuğu, zor para kazandığı bir dönemde evi bir mimara yaptıralım, çocuğumuz olduğunda da o odayı bozarız diye düşünmedik. Bu çok lüks ve saçma bir harcama olur. Önce alt katı ve yatak odasını döşedik, şimdi yavaş yavaş diğer yerleri… Dedim ki yatak odasının yanındaki oda, çocuk odası olsun, yakın zamanda da düşündüğümüz için buraya bir şey yapmayalım. Çocuk planımız var bu yıl içinde. Ama bu bizim planımız, biz onu hazır bir şekilde bekliyor olacağız o ne zaman gelmek isterse.
Dizi, tiyatro ve oyunculuk master’ı… Çok yoğunsunuz, bu tempoda çocuğa nasıl zaman ayıracaksınız ?
Bazen yoğunluktan çığlık atmak istiyorum. O noktaya geliyorum ama bu benim istediğim bir şey, asla isyan etmiyorum. Çığlık attığım zaman da “Allah’ım sana şükürler olsun” diye cümleyi uzatarak çığlık atıyorum. Boş durmayı kabullenemiyorum. Geçenlerde iki gün evde oturdum, hemen koşa koşa Arnavutköy’de bir atölyeye kapattım kendimi. Orada ahşap boyamaya başladım, kutular yaptım. Benim illa bir şey yapmam lazım.
Bu hiperaktiflik mi?
Yok, ben yaratmayı ve öğrenmeyi seviyorum. Mesela yüksek lisansım bitiyor, psikolojiyle ilgili bir yüksek lisans yapmayı planlıyorum. Hamile kaldığımda okula gitsem, o arada psikoloji okusam… Öğrenmek istiyorum, deli gibi öğrenmek istediğim şeyler var, hayatta bitmeyecek bu galiba… Çalıştıkça ışıldadığımı düşünüyorum, anlatacaklarım bitmiyor, öğrendiklerim bitmiyor.
Sürmanşet oyununda çok başarılıydınız, izleyiciden de en çok alkışı siz aldınız ama iki kadının öpüşme sahnesi daha çok konuşuldu. O sahnenin gölgesinde kaldığınızı düşünüyor musunuz?
Hiç önemli değil. Ben tiyatroyu ön planda olmak için ya da konuşulmak için yapmıyorum.
Oyun da dinamik ve çok farklı ama sadece öpüşme sahnesiyle gündeme gelmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Magazinin takdiri… Bu konuyla ilgili çok sert şeyler söylemeyeceğim. Çünkü artık iyimser ve affedici bakmanın yolunu buldum. Tiyatroyu aşkla seyreden seyirci kitlemiz çok az. Gelenler ya önyargılı, ya meraktan geliyor. Kimse “Sinan Tuzcu bir oyun yazmış, Arif Akkaya çok önemli bir yönetmen, Ceyda Düvenci’yi televizyondan tanıyoruz bakalım sahnede ne yapıyor?” diye gelmiyor. Tabii ki bunlar için gelmesini isterim ama gazeteyi açıyor “Vay iki kadın öpüşüyor bunu mutlaka görmeliyim” diye gelen seyirciyi de ben kabul ediyorum. Kendi adıma konuşuyorum, tiyatrom adına değil, bu benim fikrim.
Eğer tiyatroda iki kadının öpüşmesini merak eden varsa koşarak gelsin. Çünkü çok başka şeyler bulacaklar bizim tiyatroda. Takip etmek istedikleri bir İstanbul Halk Tiyatrosu’nu bulacaklar karşılarında ve diyecekler ki: “Çok basit bir ayrıntıymış bu öpüşme. Ne kadar önemli bir şey izledik.”
Tiyatro ya da diziden birine yoğunlaşmanız gerekse hangisini seçersiniz?
İkisinin bir farkı yok benim için. Ama şöyle bir gerçek var ki tiyatrocunun daha çok saygınlığı var oyunculuk camiasında. Ama bu da yanlış bir algılama. Çünkü dizide de çok büyük bir emek var.
Gazanfer Özcan’ın yıllarını tiyatroya verip, vergi borcu yüzünden son anına kadar çalışması size ne düşündürdü?
Devletin saygısızlığı olarak görüyorum bunu. İnşallah biz yaşlılığımızda böyle şeyler yaşamayız. Gazanfer Özcan hayatını tiyatroya adadı ve ölmeden önce boy boy röportajlar verdi: “Ben hastayım, halim yok ama vergi borcum yüzünden sete gidiyorum” dedi. Vergi borcu var diye katkı payı vermemişler, kimin parasını kime vermiyorsunuz! Aynı şey Haldun Hoca için de geçerli, yıllarını vermiş vergi borcuyla mı uğraşacak? Tiyatro biletinden nasıl yüzde 40 vergi alıyorsunuz? İnanca sığmayan bir şey bu yaptıkları. Ben bu dengelerden çok mutsuzum, isyan etmek istiyorum ama “Yaşına bakmadan konuşuyor” derler
Yakın zamanda bir tiyatro ödüllerine gittik ekip olarak. Çok ciddi telefonlarla oraya çağırıldık en iyi “Yeni Tiyatro” adayı olarak oradaydık, erkek oyunculardan da Tardu Flordun adaydı. Destek olmak için gittik ve çok önemli bir tiyatro adamının adı altında yapıldığı için gittik. Ama para ödülleri de dahil tüm ödüller üç, dört özel tiyatronun içinde döndü durdu. Ben böyle bir rezalet görmedim. Jüriden biri çıkıyor, kendi ekibinden birine ödül veriyor; sonra aynı ekipten başka biri çıkıp başka bir jürinin ekibinden olan kişiye ödül veriyor. Adaylar arasında adımız bile okunmuyor. Hayretle izledim.
Bu arada bütün gazeteciler bizi fotoğraflıyor. Allah’tan gerçekten ödülü hak etmiş üç-dört isim de vardı. Aktif tiyatro yapan jüri üyeleri sadece kendini çekmekle kalmamalı “Ekibimi de, yaptığım işi de buradan çekiyorum, tiyatromu seçimlere katmayacağım” demeli ama illa ki yarışacaksa da diyecek ki “Ben jüri olamam”. Bir sürü tiyatro var, bütün ödüller üç, dört tiyatro içinde döndü. Şaka mı bu? İnsanların bunu görüp neden sustuklarını anlayamıyorum
Dizi bu sezon bittikten sonra biraz dinleneceğim, seyahat edeceğim, Londra’da oyunlar izlemek istiyorum. Onun ardından da çocuğumun gelmesini bekleyeceğim. Tiyatroya devam etmek istiyorum. Hamile kalırsam bir iki sene tiyatro yapamam ama daha sonra devam etmek istiyorum. Hamilelik dönemimde sit-com olabilir ya da televizyon programı olabilir ama belki hiçbir şey yapmayıp kendi kişisel gelişimime dönebilirim.
Eşimle elele yürürken “Bennu bak Kerem” demeleri, dizi üzerinden yapılan espriler, benim hayatımı ezerek yapılan esprilere kızıyorum. Ama mantıklı bir şekilde gelip fotoğraf çektirmek, öpmek isteyenlere karşılık veriyorum. Diğer türlüsü beni hiçe saymakmış gibi geliyor.
Kadın sağlığıyla ilgili bir sosyal sorumluluk projesinde yer alıyorum. Kadınların ne kadar çok jinekolojik sorunu olduğunu gördüm ama bu projeye katılmak bana yepyeni ufuklar açtı.
CEYDA DÜVENCİ
uçankuş
Fenerbahçe’nin lider Sivas’a karşı 11′i
Süper Lig’de şampiyonluk mücadelesi veren Fenerbahçe, kendi sahasında lider Sivasspor’u ağırlayacak. Sahaya çıkacak iki takımın 11′leri şöyle:
Ligde geçen hafta deplasmanda Gençlerbirliği’ne yenilen Fenerbahçe, Sivasspor’u yenerek, liderle puan farkını azaltarak, şampiyonluk yarışında iddiasını sürdürmek istiyor.
Fenerbahçe’de sarı kart cezalısı olan Roberto Carlos ve Kazım, yarınki maçta forma giyemeyecek. Sakatlıkları nedeniyle bir süredir takımdan ayrı kalan Edu ile Güiza’nın maçta oynayabilecekleri öğrenildi.
Tedavileri süren Selçuk, Josico ve Abdülkadir ise Sivasspor karşılaşmasında da oynayamayacak.
İŞTE MAÇA ÇIKACAK 11′LER
FENERBAHÇE: Volkan Demirel, Gökhan Gönül, Önder, Lugano, Vederson, Deivid, Emre, Deniz, Uğur, Alex, Semih
SİVASSPOR: Petkoviç, Abdurrahman, Bilica, Sedat, Murat, Sylla, Musa, Sezer, İbrahim, Mehmet Yıldız, Kamanan
Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı’nda saat 19.00′da başlayacak maçı hakem Hüseyin Göçek yönetecek.
AA
Sütünün kıymetini bilmeyen anneler
Yeni doğum yapmış annelerin önemli bölümünün anne sütü ile beslenme konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığı belirlendi.
Yapılan araştırmalara göre bebeklerin doğumdan hemen sonra emzirilmesi gerekiyor, fakat anneler bu durumdan bihaber.
Yeni doğum yapmış annelerin, bebeğin beslenmesinde hayati rol oynayan anne sütü konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığı bildirildiği. OMÜ Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cihat Dündar, Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Pediatri ve Yenidoğan Poliklinikleri’ne başvuran 0-24 aylık çocukların anne sütü ile beslenmeleri konusunu saptamak amacıyla bir araştırma yaptıklarını söyledi. Araştırmanın, annenin sosyo-demografik özellikleri, çocuğun emzirilme durumu ve ek besin alması gibi konuları kapsadığını belirten Dündar, 251 anne üzerinde yapılan araştırmanın ilginç sonuçlar ortaya koyduğunu kaydetti.
Araştırmaya alınan annelerin bebeklerinden 112’sinin kız, 139′unun erkek, 139 bebeğin 0-6 aylık, 112 bebeğin ise 7-24 ay arasında olduğunu, annelerin ise, 24-29 yaş grubunda ve 122’sinin ilkokul mezunu olduğunu belirten Dündar, şu bilgileri verdi:
”Araştırmada yeni doğum yapmış annelerin önemli bölümünün anne sütü ile beslenme konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıkları anlaşıldı. Bu annelerin 91′inin gebeliği sırasında ve doğum sonrası dönemde emzirme ile ilgili bilgi almadığı belirlendi. Bilgi alan annelerin ise edindikleri bilgileri, ebe-hemşire, hekim, akraba, arkadaş ve medya gibi çeşitli kaynaklardan öğrendikleri anlaşıldı.”
Dündar, söz konusu annelerin bebeklerinin 172’sinin doğumdan sonraki ilk bir saat içinde, 62’sinin bir saatten sonra emzirildiğinin anlaşıldığını, 17 bebeğin ise doğum sonrası hiç emzirilmediğini belirlediklerini ifade etti. Dündar, yapılan araştırmaya göre, anne sütü ile beslenme durumunun, Dünya Sağlık Örgütü önerilerinin ve Türkiye verilerinin oldukça gerisinde olduğunu gösterir nitelikte olduğunu da kaydetti.
Anne sütünün önemi
Yeni doğan bebekler için anne sütünün büyük önem taşıdığını belirten Dündar, bu konuda anne adaylarının mutlaka bilgili olması gerektiğini vurguladı. Anne sütünün çeşitli yararlarının bilinmesinin bebeklerin beslenmesi açısından önemine işaret edene Dündar, şunları kaydetti:
” Anne sütü bir kere enfeksiyonlara karşı koruyucu özellik taşımaktadır. Ayrıca bebeğin fizyolojik ve psikososyal gereksinimlerini ilk 4-6 ay tek başına karşılaması ve ekonomik olması gibi özellikleri nedeni ile de bebekler için en uygun besindir. İlk 4-6 ay bebeğe anne sütüne ek olarak su dahi verilmemesi, ek gıdaların ise 4-6 aydan sonra anne sütüyle birlikte bebek bir yaşına gelinceye kadar verilmesi önerilmektedir.”
Gelir düzeyi düşük, çevre sağlığı koşulları iyi olmayan toplumlarda anne sütünün başta ishal olmak üzere bulaşıcı hastalıklardan koruyucu etkisi olduğunu belirten Dündar, yeterli hayvansal kaynaklı protein sağlanamadığı durumlarda da bebeklerin bir yıldan daha uzun süre emzirilmesini önerdiklerini vurguladı.
Dündar, anne adaylarının bebek sahibi olmadan önce veya doğduktan sonra, anne sütü ve emzirme ile ilgili yeterli bilgi edinmelerinin sağlanmasını da istedi.
(aa)
Kadınlar Angelina’ya erkekler Jude’ye hayran
Zürih Üniversitesi Cranio Maksillofasiyal Cerrahisi Başhekimi, Ağız ve Çene Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hermann Sailer, kadınların Angelina Jolie’ye, erkeklerin Jude Love’a benzemek istediğini söyledi.
Anfaş Hetex Fuarı’nda kendi adını taşıyan kliniği tanıtmak amacıyla stant açan Prof. Dr. Hermann Sailer, horlama ve uyku apnesi tedavisiyle tanınıyor. Estetik ve rekonstrüktif yüz cerrahisi, nörocerrahi teknik, oftalmik (gözle ilgili) cerrahi konularında uzman olan Sailer, dünyada çeneyi öne çekerek ameliyat gerçekleştiren tek uzmanın kendisi olduğunu belirtti.
Sailer, oral ve maksillofasiyal cerrahi olarak adlandırılan çene ve yüz cerrahisinde yaptığı operasyonları ‘’sanat” olarak adlandırdı.
Angelina Jolie ve ünlü top model Heidi Klum’un doktoru olarak da tanınan Prof. Dr. Sailer, çekiciliğin gererek değil yüz iskeletinin gelişmesiyle ortaya çıktığını belirterek, güzelliğin çenede başladığını söyledi.
Gerçekleştirdiği ameliyatla çene yapısını 3 santimetreye kadar öne çekebildiğini, böylece üst ve alt damağın da ileri gelmesiyle tüm dokuların gerildiğini belirten Sailer, böylece yüzün de kendi doğallığıyla tazelendiğini kaydetti.
Hermann Sailer, ”Gelişmemiş kemik yapısını düzelterek tabiatın yarıda bıraktığı işi bitiriyorum. Kadının çekiciliğini çene yapısı oluşturuyor. Angelina Jolie 70-80 yaşına da gelse hala çok çekici bir kadın olacak” diye konuştu.
Sailer, kadınların , erkeklerin Jude Love’a benzemek için kendilerine başvurduğunu söyledi.
İnsanların güzellik konusunda ön yargılı davrandığını ifade eden Prof. Dr. Sailer, çirkinlerin akıllı ve üretken olmadığına inanıldığını kaydetti.
Güzel olmayan kadınların iş başvuruların geri çevrildiğini, kendilerine güvenleri olmadığını ve mutsuz yaşadıklarını belirten Sailer, ”İyi göründüğünüzde hayat daha da basitleşiyor. Güzel görünmeyenlere hiçbir şans verilmiyor. Bu nedenle ben kendimi psikolojik cerrah olarak görüyorum. Çünkü hastalarımın aynı zamanda ruh durumlarını düzeltiyorum” dedi.
Uyku apnesine tedavi
Çenenin öne çekilmesiyle aynı zamanda horlama ve uyku apnesini de tedavi ettiğini bildiren Sailer, bu şekilde insanların yaşam sürelerini ve hayat kalitelerini artırdığını söyledi.
”Yüzyılın beyin cerrahı” unvanına sahip Prof. Dr. Gazi Yaşargil ile çalıştığını ve nörocerrahi tekniklerinde kendisinden çok şey öğrendiğini ifade eden Sailer, Türkiye’de bir sağlık kuruluşu zinciriyle anlaşmak istediğini, böylece metotlarını öğreteceği cerrahların Türkiye’de ameliyatları gerçekleştirebileceğini kaydetti.
Romanya ve Hindistan’da 6 hastanede faaliyet gösteren Cleft Children International’ın (Yarık Damaklı Çocuklar Sosyal Yardım Derneği) kurucusu da olan Prof. Dr. Herman, 22 bin anomalili çocuğu tedavi ettiklerini sözlerine ekledi.
(aa)
Nükhet Duru, Gazzeli çocuklar için şarkı söyledi
Türk müziğinin sevilen sesi Nükhet Duru, Britanyalı Türk Kadınlar Derneği tarafından Londra’da Gazzeli çocuklar için düzenlediği gecede konser verdi.
Radisson Portman Hotel’de düzenlenen gecede sahne alan şarkıcı Nükhet Duru, geceye katılan 150′in üzerinde misafire sevilen şarkılarını seslendirdi. Konser öncesi konuşan İngiliz İşçi Partisi Milletvekili Joan Ryan, konser gelirinin Gazzleli muhtaç çocuklara yapılacak olmasının önemli oduğunu söyledi. Konseri organize eden Britanyalı Türk Kadınlar Derneği’ni kutlayan Ryan, “Bu etkinliğin, dünyanın farklı bölgelerinde yardıma muhtaç insanlara yardım elinin uzatılması konusunda öncülük etmesini umuyorum.”dedi.
Sahneye çıkışından önce düşüncelerini paylaşan Nükhet Duru, kendisine böyle bir teklif yapıldığında büyük bir memnuniyetle kabul ettiğini dile getirdi. Nükhet Duru, “Hem konserin amacı çok güzel, hem de kadınlarımızı desteklemek adına bu teklifi sevinçle kabul etti. Uzun zamandır Londra’yı görmemiştim bu vesileyle şeytanın bacağını kırmış oldum.”dedi.
Daha sonra misafirleri alkışları arasında sahneye çıkan Nükhet Duru, sevilen parçalarını seslendirdi.
(CİHAN)
Nereden çıktı bu 29 Şubat?
Çocuklarının doğumu 29 Şubat’a rastlayan ve özel günlerini 4 yılda bir kutlamak istemeyen ailelerin, nüfusa doğum kayıtlarını 1 Mart olarak yaptıkları belirtildi.
Çocuklarının doğumu 29 Şubat’a rastlayan ailelerin, nüfusa doğum kayıtlarını 1 Mart olarak yaptırdıkları öğrenildi. Aydın Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Müdürü Vedat Yıldız, 29 Şubat’ta doğan ve hâlen yaşayan kişilerin kesin sayısının kendi kurumlarında tespitinin mümkün olmadığını söyledi.
Ailelerin genel olarak 29 Şubat’ta doğan çocukları için kendilerine başvurup doğum tarihini 1 Mart ya da daha farklı bir gün olarak kaydettirdiğini belirten Yıldız, ailelerin müracaatı ile doğum kaydını bu şekilde yaptıklarını bildirdi. Yıldız, ebeveynlerin bu tercihinde çocuklarının doğum günlerini 4 yılda bir kutlamak istememesinin etkili olduğunu belirtti.
Nüfus Kanunu’na göre doğum tarihleri yıl olarak belli olanların, doğum yılına ebeveynlerinin talepleri halinde ay, gün eklemesi yapılabildiğini kaydeden Yıldız, insanların bu tür kayıtlarda genellikle 1, 15 gibi tarihleri tercih ettiğini söyledi. Öte yandan, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nün en son 2005 yılında düzenlediği verilere göre, kütüklere kayıtlı kişiler arasında 29 Şubatta doğan ve halen yaşayan kişilerin sayısı 25 bin 804. 1 Martta doğan kişilerin sayısı 1 milyon 45 bin 90, 2 Martta doğan kişilerin sayısı 350 bin 943, 3 mart tarihinde doğanların sayısı ise 364 bin 215.
29 Şubat nasıl ortaya çıktı?
Oluşturulan takvimler, uzun süre güneş yılı uzunluğunun ölçümündeki ufak hatalar ya da bir yılı aylara bölerken ortaya çıkan sorunları çözemedi. Bu sorunlara, bugün kullanılan takvime de temel olacak şekilde bir cevap geldi.
MÖ 46′da Jül Sezar, Yunan astronomu Sosigenes’in önerisi üzerine bir yılın 365 gün 6 saat olduğuna karar verdi. Buna göre, bir yıl 365 gün üzerinden hesaplanacak, kalan 6 saatler de her dördüncü yıla 1 gün olarak eklenecekti. Jülyen takviminin de bir sorunu olduğu zamanla ortaya çıktı. Bu, 1 yılın gerçek uzunluğunun 365 gün 6 saat değil, bundan yaklaşık 11 dakika daha kısa olmasından kaynaklanıyordu. Bu 11 dakikalar, yıllar içinde önemli kaymalara yol açtı. 1500′lü yıllara gelindiğinde bu kayma 14 güne çıkmıştı.
1582 yılında Papa 13. Gregorius, o yıldan 10 gün düşürülmesini emretti. Gregoryen Takvimi, bu tarihten sonra zamanla çeşitli ülkelerde benimsenmeye başlayarak bugünkü yaygın durumuna geldi.
(aa)
Eğer ünlüler belediye başkanı olsaydı…
Magazin dünyasının tanınmış simalarına belediye başkanı olsalar, yaşadıkları şehirde neleri değiştireceklerini soruldu. İşte yanıtı…
Okan Işık’ın haberi
* Şebnem Scheafer: Sokaklarda ikinci, üçüncü sırayı kapatıp park eden araçlar ile kaldırıma park eden araçlar için trafik cezalarını artırırım. Otoparkı olmayan binaya ruhsat vermem. Eski otomobilleri ve otobüsleri kaldırırım. Kaldırımlarda engelliler için de yerler yaptırırım.
* Doğa Rutkay: İstanbul Belediye Başkanı olsam ilk önce belli semtlere köpek parkı yaptırırım. Ayrıca, normal vatandaşların bile yürümekte zorlandığı kaldırımlarda engelliler için çeşitli rahatlatıcı önlemler alırdım.
ARMUTLU’YU KURTARIRDIM
* Nebahat Çehre: İstanbul’un binlerce sorunu var. Ben 4. Levent’te oturuyorum. Yolum sık sık Armutlu’dan geçiyor. Orada yaşayan insanlara insanca yaşayacakları siteler yaptırırdım. Bilinçsiz göçü engellemeye çalışırdım.
METROBÜS YERİNE METRO
* İpek Tanrıyar: Metrobüsü yukarıdan yapacağıma yerin altından yapardım. Geleceği görerek değil, günü kurtarmak için yapılan bir uygulama ne kadar çözüm olabilir ki? Ben, zaten iyice betonlaşan İstanbul’da tek bir ağaç kesmezdim.
* Seray Sever: Ben İstanbul’un şimdiki belediye yönetiminden oldukça memnunum. İstanbul’u her sene daha bir güzelleştirmeye çalışıyorlar. Aktif olarak trafiğin içinde bulunduğum için en büyük sorunu trafik olarak görüyorum. Trafikteki araba sayısını azaltmak gerekli.
Meral Kaplan Bu işler bütçeye de bağlı. Mutlaka bazı yoksul semtleri daha modern bir hayata dönüştürmek için çalışırdım. Onların ulaşım sorununa çözümler arardım. Kimsesiz çocuklar için evler yapardım, eğitimli büyümelerini sağlardım.
hande subaşı: İstanbul’da yaşayan biri olarak en çok yollardan ve trafikten şikayetçiyim. Her sene kazılıp bırakılan yollar çok problemli. Ben belediye başkanı olsam daha bilinçli çalışarak uzun yıllar dayanacak yollar yapardım. Ve bitmek bilmez sıkıntımız trafik derdine çözüm arardım.
(Bugün)
Evinin önüne park eden 3 kişiyi vurdu
Kocaeli’nde park meselesi yüzünden çıkan kavgada 1 kişi öldü, 2 kişi yaralandı
Olay, Kocaeli’nin Körfez ilçesine bağlı 95 Evler Mahallesi’nde meydana geldi. Mahalle pazarı için 95 Evler Mahallesi’ne gelen Ercan U., Ayşe U. ve Mehmet U., araçlarını evinin önüne park ettikleri Zeki T.’nin tepkisiyle karşılaştı.
Kısa sürede kavgaya dönüşen tartışma sırasında Zeki T., belinde bulunan silahını çıkararak Ercan U., Ayşe U. ve Mehmet U.’ya ateş açtı. Ercan U. hayatını kaybederken, yaralı Ayşe U. ve Mehmet U. Körfez Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.
Olayın ardından kayıplara karışan Zeki T.,polis tarafından her yerde aranıyor.
İHA
İSO Küçük, İTO Yalçıntaş dedi
İstanbul Sanayi Odası’nda başkanlığa yeniden aday olan Tanıl Küçük güven tazeledi. Küçük, İSO Başkanlığı için eski İHKİB Başkanı Süleyman Orakçıoğlu ile yarışıyordu.
Küçük, oy kullanan 117 üyenin 70′inin oyunu almayı başardı. Orakçıoğlu ise 44 oyda kaldı.
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Yönetim Kurulu Başkanlığına Murat Yalçıntaş yeniden seçildi.
(CİHAN)
-
Yeni
- AvivaSA’da yeni atama
- İnternet tarayıcıları testinde kim önde?
- Miss Turkey 2009
- Sean Penn eşini boşamakta kararlı
- Sümer Ezgü’den Hadise’ye destek
- Sedat Balkanlı hayata gözlerini yumdu
- Mutfakta yer açmanın 5 ucuz yolu
- ‘Güneşi Gördüm’ün yurtdışı afişi
- İki Jennifer davalık oldu
- Asra sığan bir ikindi vakti..
- 27 öğrenciye domuz gribi karantinası
- Sağlıklı Yaşam için – Lida
-
Bağlantılar
-
Arşiv
- Nisan 2009 (48)
- Mart 2009 (288)
- Şubat 2009 (351)
- Ocak 2009 (245)
-
Kategoriler
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS