AvivaSA’da yeni atama
AvivaSA Banka Sigortacılığı Genel Müdür Yardımcılığı’na Cüneyt Tanrıverdi atandı.
Bireysel emeklilik sektörünün önde gelen şirketlerinden AvivaSA Emeklilik ve Hayat’ın Banka Sigortacılığı’ndan Sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı görevine Cüneyt Tanrıverdi atandı.
1 Mayıs 2009 itibarıyla Ak Sigorta Genel Müdürü olarak görev yapacak olan Uğur Gülen’den boşalan AvivaSA Emeklilik ve Hayat A.Ş. Banka Sigortacılığı’ndan Sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı görevine Cüneyt Tanrıverdi getirildi.
Profesyonel iş yaşamına 1997 yılında Commercial Union Hayat’ta başlayan Cüneyt Tanrıverdi, kariyerine Ak Emeklilik’te Türkiye Satış Müdürü, CPP Sigorta’da Genel Müdür olarak devam etti. Son olarak Ak Sigorta Genel Müdür Yardımcılığı görevini yürüten Tanrıverdi, 1 Mayıs 2009 tarihinden itibaren AvivaSA Emeklilik ve Hayat Banka Sigortacılığı’ndan Sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı görevini üstlenecek.
Hacettepe Üniversitesi Arkeoloji Bölümü mezunu olan Cüneyt Tanrıverdi, İngilizce bilmektedir.
AA
İnternet tarayıcıları testinde kim önde?
Microsoft’un geçtiğimiz ay yayınladığı web tarayıcılarının performansını test etme yönergelerinde açık ara farkla kazanan kim oldu dersiniz?
Geçtiğimiz ay Internet Explorer 8′in gücünü göstermek amacıyla, web tarayıcılarının performansını ölçmeye dair bir yönerge yayınlayan Microsoft, Firefox 3.5 Beta 4 ile ortaya çıkan tabloyu gördükten sonra muhtemelen bu hamleye hayli pişman oldu. Zira web tarayıcılarının sayfa görüntüleme hızını ölçmeye dair, Microsoft’un tavsiyesine uyup 25 web sitesini Firefox 3.5 Beta 4 ve Internet Explorer 8′de kıyaslayanlar, Mozilla‘nın bir zaferine daha tanıklık etti.
Yapma IE8, Yapma Bunu…
Her ne kadar aradaki fark insan algılarının ötesinde, sadece milisaniyelerle ifade edilse de, birçok siteyi yeni Javascript motoru sayesinde IE8′den çok daha hızlı görüntüleyen Firefox 3.5 Beta 4, genel toplamda da rakibine tam %81′lik fark attı.
Hesaplama yaparken IE8′den %477 hızlı olan Firefox 3.5 Beta 4, yeni sayfaları da Microsoft’un tarayıcısının dörtte üçü kadar sürede açıyor. Bakalım Firefox 3.5′in final sürümü yayınlandığında aradaki fark ne kadar açılacak.

:: Microsoft kendi ayağına mı sıktı?
Miss Turkey 2009
Miss Turkey 2009 Güzellik Yarışması’nda, birincilik tacı Ebru Şam’ın oldu. İşte Miss Turkey 2009…
Miss Turkey 2009 Güzellik Yarışması’nda birinciliği, Almanya’dan katılan Ebru Şam kazandı.
TİM Maslak Show Center’da, Doğuş Yayın Grubu tarafından organize edilen Miss Turkey 2009 Güzellik Yarışması’nda yarışmasının sunuculuğunu, Emre Altuğ ve Burcu Esmersoy yaptı.
Yarışmanın jüri üyeliklerini; Miss Turkey Başkanı Özcan Sandıkçıoğlu, gazeteci Güneri Civaoğlu, Prof. Dr. Onur Erol, Okan Bayülgen, Serdar Bilgili, Acun Ilıcalı, Yıldırım Mayruk, Miss Turkey 1997 Güzeli Çağla Şikel Altuğ, Miss Turkey 2005 güzeli Hande Subaşı, 15 yaşında Türkiye Güzeli seçilen sanatçı Nebahat Çehre, iş kadını ve Miss Turkey 1991-Miss World Yarı Finalisti Aslıhan Koruyan Sabancı üstlendi.
CANLI YAYIN İPTAL EDİLDİ
Doğuş Yayın Grubu, Diyarbakır’da 9 askerin şehit olması nedeniyle Kral TV ve CNBC-e televizyonundan canlı yayın yapmama kararı aldı. Yarışmanın daha sonraki günlerde banttan yayınlanacağı açıklandı.
Yarışmada 20 finalist arasından birinciliği Almanya’dan Ebru Şam, ikinciliği İzmir’den Senem Kuyucuoğlu, üçüncülüğü Almanya’dan Ebru Hacıbedel ve dördüncülüğü İzmir’den Begüm Yılmaz kazandı.
CANLI YAYIN YAPILMADI
Doğuş Yayın Grubu, Diyarbakır Lice’deki terörist saldırıda 9 askerin şehit olması nedeniyle Kral Tv ve Cnbc-e Televizyonu’ndan canlı yayın yapmama kararı aldı. Yarışma daha sonraki günlerde banttan yayınlanacak.
HADİSE VE ŞENLENDİRİCİ
Gecede, Eurovision Şarkı Yarışması’nda Türkiye’yi temsil edecek Hadise ve klarnet sanatçısı Hüsnü Şenlendirici sahne aldı.
Yarışmada, dereceye giren güzeller, Avrupa, dünya ve kainat güzellik yarışmalarında Türkiye’yi temsil edecek.
(NTV)
Sean Penn eşini boşamakta kararlı
Bu yıl Oscar kazanan Amerikalı aktör Sean Penn, aktrist eşi Robin Wright Penn aleyhine bir kez daha boşanma davası açtı.
1996 yılında evlenen çift, ilk kez 2007 yılının Aralık ayında fikir uyuşmazlığı gerekçesiyle boşanma işlemlerini başlatmıştı. Ancak daha sonra boşanmaktan vazgeçen ünlü çift, yeniden bir araya gelmişti.
Daha önce şarkıcı Madonna ile evlenen 48 yaşındaki Penn, Şubat ayında ”Milk (Süt)” filmindeki rolüyle en iyi aktör dalında Oscar ödülü almıştı. Penn’in, ödülü alırken, konuşması sırasında seyirciler arasında oturan karısına teşekkür etmemesi herkesi şaşırtmıştı.
Penn ve 43 yaşındaki Robin Wright Penn’in, Dylan Francis (18) ve Hopper Jack adında iki çocuğu bulunuyor.
AA
Sümer Ezgü’den Hadise’ye destek
Türk Halk Müziği Sanatçısı Sümer Ezgü, Eurovision şarkı yarışmasında Türkiye’ye temsil edecek olan Hadise’nin iyi bir rüzgar başlattığını ve başarılı olacağına inandığını söyledi.
Ezgü, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesinin daveti üzerine geldiği memleketi Burdur’da Belediye Başkanı Sebahattin Akkaya’yı ziyaret etti.
Ziyaret sırasında, bir gazetecinin Türkiye’yi Eurovision’da temsil eden Hadise’nin yarışmada ne yapacağı yönündeki sorusuna Ezgü, seçilen şarkının basit ve dile düşebilecek bir eser olduğunu, ancak içinde müzikal kalite açısından enteresan şeyler bulunduğu yanıtını verdi.
Hadise’nin Avrupa’daki üçüncü kuşak Türklerden olduğuna işaret eden Ezgü, şunları kaydetti:
”Hadise orada doğup büyüyen, Avrupa kültürüyle yetişen bir müzisyen. Dolayısıyla bizi yurt dışında temsil etme yeteneğine sahip. Bence çok doğru seçim. Önemli olan rüzgar oluşturmak. Belki birinci olamayabilir ama uluslararası sitelerde yapılan anketlerde birinci çıkıyor. Dolayısıyla Hadise şimdiden rüzgar oluşturmuş. Ben başarılı olacağına inanıyorum. Sertap Erener de farklı bir şovla çıkıp, başarıyı yakalamıştı.”
Yarışma için seçilen şarkının İngilizce ya da Türkçe olmasının çok önemli olmadığını savunan Sümer Ezgü, ”Eminim ki Türkiye’nin tanıtımına önemli katkı sağlayacak. Zaten spor, sanat, kültür etkinlikleri milyonlarca dolarlık yatırımdan daha etkilidir. Bu tür etkinliklerle siyasetin ve politikacıların açamadığı birçok kapı açılır. Ondan sonra politikacılar gerekli çalışmaları yapar” diye konuştu.
(AA)
Sedat Balkanlı hayata gözlerini yumdu
Tedavisi olmayan ALS hastalığına yakalanan Galatasaray ve Fenerbahçe’nin eski oyuncusu Sedat Balkanlı hayatını kaybetti.
Fenerbahçe ve Galatasaray gibi güzide kulüplerde oynayan ünlü futbolcu Sedat Balkanlı kaldırıldığı Amerikan hastanesi’nde hayata gözlerini yumdu.
Akşam saatlerinde durumu ağırlaşınca Amerikan Hastanesi’ne kaldırılan ancak yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayan Sedat Balkanlı’ya Allah’tan rahmet, kederli ailesi ve spor camiasına başsağlığı diliyoruz.
Sedat’ın hem Galatasaray hem de Fenerbahçe’de forma giydiği dönemlerde arşivlere giren fotoğrafı:

haber7
Mutfakta yer açmanın 5 ucuz yolu
Bir servet harcamadan mutfağınızda daha fazla yer açmak ve hayalinizdeki mutfağı kurmak ister misiniz? Eğer “Neden olmasın” diyorsanız, bu 5 yol tam size göre…
Neden olmasın? Her zaman hayallerimizdeki mutfağı kurmayı düşünürüz. Şöyle şahane granit bir tezgâhı olan, binlerce dolar değerinde şahane beyaz eşyalar, ortasında kocaman adalar, tonlarca mutfak eşyasına yetecek kadar dolap ve tabi güneş ışınlarını içeriye alacak geniş iki kanatlı bir pencere.
Ama maalesef çoğumuzun bunu gerçekleştirecek parası yoktur… Hele bu devirde!
Şanslısınız ki bu havayı yaratmak için öyle çok büyük işlere girişmenize gerek yok. Sadece biraz daha fazla dolap alanı katarak son dere değişik ve hoş bir görünüm elde edersiniz. Bazı parçalar pahalıdır ama onların benzerlerini ucuza bulmanız da imkânsız değil.
Mutfak Dolaplarını Arttırmanın 5 Kolay Yolu
1. Mikrodalganız için minik tekerlekli bir sehpa alın
Tezgâh üzerinde çok az yeriniz olduğundan yakınıyorsanız ama mutfağın diğer köşesinde kullanmadığınız bir köşe varsa mikrodalganız için tekerlekli bir sehpa alabilir ve bu koca cihazı kaldırarak tezgâhta kendinize yer açabilirsiniz. Bu sehpanın altında eğer bir de raf varsa ne ala! Bu sehpaların küçük dolaplı olanlarını da tercih edebilirsiniz. Eğer ben çok derli toplu bir insan değilim diyorsanız mutlaka kapaklılarından alın!
2. Dolap altlarına da asın!
Her mutfakta görürsünüz; dolabın altı ile tezgâhın arasında kalan bölüme mutlaka kâğıt havlu ya da pişirme folyosu askıları takılır. Peki, neden bu kadarla yetinilir? Bu gibi ekstra askıların olduğu alan zaten “ölü” tabir ettiğimiz bir bölgedir.
Kâğıt havlu ve folyo askılarına benzeyen ve işinizi kolaylaştıracak daha onlarca değişik malzeme var. Şarap bardaklarını, martini bardaklarını, kısaca uzun ve ince sapı olan tüm bardak çeşitlerini tersten asmayı denediniz mi? Eğer evde marangozluk işlerinden anlayan biri varsa tek yapması gereken düz bir tahtanın kenarlarında minik ve ince kesikler açmak. Bardakları ters çevirip ince saplarını bu kesiklere soktuğunuz zaman son derece kullanışlı ve şık bir şekilde bardakların kapladığı yeri kendinize ayırmış oluyorsunuz.
Bunun bir de artısı var: Bardakları ters asarsanız içlerinin tozlanmasını da engellemiş oluyorsunuz!
3. Raf ekleyin
Raf sistemleri ucuzdur ve bomboş durup hiçbir işinize yaramayan duvarlara da bir işlev kazandırır. İKEA, Koçtaş, Bauhaus gibi büyük mağazalarda her boy rafı uygun fiyatlarla bulma olasılığınız çok yüksektir. Fakat unutmayın sadece rafı almak yetmiyor. Çiviler ve menteşeleri de raflara uygun seçmelisiniz. Birazcık boya ile bu rafları mutfak dekorunuzla mükemmel bir uyuma getirebilirsiniz.
4. Dolap köşelerinde yer açın
Duvara monte dolapların aralarında çok yer yoktur fakat içinde yangın söndürücüyü sakladığınız ya da aspiratörün borularının geçtiği dolapların içinde hiç kullanamadığınız birçok boş alan mutlaka vardır. Bu boşluklara da uygun boyutlarda raflar çakabilir, mesela baharatlarınızı buraya yerleştirebilirsiniz.
5. Dolaplara yetişmek için çaba sarf edin!
Köşelerde de döşenmiş dolapları olan bir mutfağa sahipseniz mutlaka o köşe dolapları iyi kullanmıyorsunuz demektir. Çünkü bu alanlara boyunuz yetişmiyordur! Hemen herkesin mutfağında eğer dolap boyları çok yüksek ise kullanmadığı alanlar vardır. Dolabın bittiği yer ile tavan arasında kalan boşluğa hangimizin boyu yetişebilir ki?
İşte bu yüzden üşenmeyin ve küçük kullanışlı bir tabure alıp onu bugün kullanmaya başlayın! Sandalye çekmeye üşeniyor olabilirsiniz ama minik ve renkli bir tabure bu gibi köşelere yetişmenize yardımcı olacaktır. İnanın zamanla eskiden hiç kullanmadığınız yerleri de kullanmaya başlayacaksınız.
(Sabah)
‘Güneşi Gördüm’ün yurtdışı afişi

“Güneşi Gördüm”, yurtdışında “I Saw the Sun” adıyla festivallerde ve uluslararası markette, travestiyi canlandıran Cemal Toktaş’ın öne çıkan çarpıcı afişiyle pazarlanacak.
İki Jennifer davalık oldu

Latin asıllı şarkıcı Jennifer Lopez, Hollywood yıldızı Jennifer Aniston’ı fikir hırsızlığıyla suçladı
Jennifer Lopez, çocuklarının doğumundan sonra beyazperdeye dönmek için beklediği proje olarak gördüğü “Plan B” adlı filmin, Aniston tarafından çalındığını iddia etti. Bekâr bir annenin çocuk sahibi olma isteğini anlatan “Plan B” adlı yeni projesinin neredeyse birebir aynısının Jennifer Aniston’ın yeni filmi “Baster”da yer aldığını iddia eden Lopez, hakkını mahkemede arayacağını söyledi.
(Sabah)
Asra sığan bir ikindi vakti..
O gün, o deniz kenarında, ikindiyi gerçek anlamda ilk defa yaşadım. Öğle vaktinin göz kamaştıran güneşi, acz içinde eğildikçe eğiliyordu. Sabah uzayan zaman, ikindide kısalıyor…
O gün, o deniz kenarında, ikindiyi gerçek anlamda ilk defa yaşadım. Öğle vaktinin göz kamaştıran güneşi, acz içinde eğildikçe eğiliyordu. Sabah uzayan zaman, ikindide kısalıyor; önüne gelen herşeyi sürükleyen bir sel gibi hızla akıp, beni ve sevdiklerimi bir günden daha ayırıyordu. Evet, bir gün daha hüzün içinde bitiyordu.
İkindi vakti batmaya meyleden güneş, aslında tek bir ikindinin değil, daha başka ve daha büyük ikindilerin habercisiydi: güzlerin, yaşlanmaların, kıyametin yaklaştığının…
Ve güneşin batmaya yüz tutması, şu dünyada hiçbir şeyin kalıcı, ölümsüz ve kararlı olmadığının deliliydi. Hayatın bağlandığı “ana sebep” olan güneş batıyorsa, demek ki herşey sönüp gitmeye mahkûmdu.
Herşeyin “gün”e benzer bir ömrü vardı; ve bir de ikindisi—günün bitmeye koştuğunu haber veren, zamanın hem kısalıp hem hızlandığı, insanın dünyasına hüzünler, pişmanlıklar ve sorular taşıyan “ikindi”si.
O zamana dek, “Hep öyle olur, güneş doğar ve batar; gündüz yerini geceye bırakır” dediğim halde, o ikindi vakti, bu formülü o kadar rahat söyleyemedim. Güneş doğuyordu doğmasına, ama ya batması? Aslında batacağını bilmem dahi beni rahatsız ediyordu. Gündüz tamamdı, ama ya gece? Gecenin karanlığına ve yalnızlığına razı mıydım? Gençlik güzeldi, peki ömrümün ikindisini, hızla mezara koştuğum yaşlılığımı güzel görebiliyor muydum?
“Hep böyle, her zaman öyle” gibi kandırmacalarla sabitmiş gibi zannetmeye çalışsam da, ne ben, ne de şu dünya kalıcı değildik. Her gün ayrı bir yıkılış yaşıyordum. Her gün dünya evimden bir tuğla daha düşüyordu.
Ve ikindiler, o yıkılışların hemen arefesinde, “eyvah!” dedirtiyordu. Hiç bitmeyecek sandığım günün pekâlâ biteceğini; o gün ve her gün, aslında kendimin ve diğer bütün varlıkların göç etmede olduğumuzu; giden günlerimi geri getiremediğimi anlatıyordu.
Ben ise şu biricik günümün yokluğa düşmesini görmemek için, hayalen dün ve yarına kaçıyordum. Oysa dün elimden çıkmış, yarın da daha gelmemişti ve ne olursa olsun, şu günümde yaşadığım yokluk acılarını onlar dindiremiyorlardı.
O ikindi, tam bir hüsrandı yaşadığım. Akan bir nehri parmaklarımla nasıl yakalayamıyor, nasıl durduramıyorsam, günün geceye taşınışına da öyle engel olamıyordum. O günkü sevinçlerden, mutluluklardan, sevgililerden elimde kala kala koca bir “hiçlik” kalıyordu. Zarardaydım. Herşeyi her zaman isterken, elime yokluklar, ayrılıklar geçiyordu.
Üstüne üstlük, akılsız tâcirler gibi, şu andaki iflâsımı, dünün ve yarının hayalî kârlarıyla telâfi etmeye çabalıyordum. Ama nâfileydi. Ve böyle yaparak zararımı azaltmak şöyle dursun, fazlalaştırıyordum.
İstediklerimle fiilen yaşadıklarım arasındaki sonsuz uçurumu nasıl kapatacaktım? Besbelli ki, ben kapatamıyordum. Gidenleri ne tutabiliyor, ne de geri getirebiliyordum; çünkü ben de gidiyordum.
Başvurabileceğim daimî, zevalsiz, sabit başka birşey de görünmüyordu ki, anlarımı ve o anlarda saklı sevgililerimi yokluğa düşmekten kurtarsın, onları benim için tutup korusun diye ona yalvarayım. Görünmüyordu. Atom içindeki parçacıklardan, dünyaya ve güneşe, hatta güneşten milyonlarca defa daha büyük yıldızlara dek herşey kayıyordu. Doğuyor, ikindiler yaşıyor ve batıyordu. Kendisi batmaktan, ölmekten kurtulamayan, bana nasıl yardım edebilirdi?
Peki, hiç’leri herşey’e; ayrılıkları kavuşmaya; yıkılış ve sona erişi sonsuzluk ve daimiliğe; kısaca taze bir başlangıca çevirmenin çaresi neydi?
Aradığım, ikindisi olmayan ve batmayan bir güneşti. Ve o güneş, ancak ve ancak şu batıp giden güneşçiklerin ötesinde, onların dışında olabilirdi. “Madem herşey sönüp gidiyor, ben de gidiyorum; batmayan, sönmeyen bir Güneş olmalı” diye düşünürken, dünyama o Sönmeyen Güneş’ten bir ışık gönderildi.
Bir anlamda ikindi, diğer anlamlarıyla ise Asr-ı Saadet, âhirzaman ve yakalanamayan, akıp giden zaman demek olan “Asr” sûresiydi bu. Benim gibi, zarar içinde yüzen insanlara, “Zarardan kurtulmak istiyorsanız önce iman edin” diye emrediyordu: “Sen ve şu varlıklar kendi kendinize var değilsiniz; var edildiniz. Başıboş değilsiniz; sahibiniz var. Şu fâni, ölümlü dünyada birer misafirsiniz ve ticaret için gönderildiniz. Kendinin ve sahiplendiklerinin beka bulmasını istiyorsan, onları, koruyabilecek olana, yâni gerçek Sahibine iade et.”
Sûrenin gösterdiği şekilde bakınca, kendisine her gün bir kese tohum verilen emanetçi bir bahçıvana benziyordum. Bahçe sahibi, bahçıvana o tohumları hemen o gün ekmesi için veriyordu. O gün ekilmez ve sulanmazsa, içleri çürüyen tohumlar, tohum olmaktan çıkıp, odun hükmüne geçiyordu.
Her gün, her saat, her dakika… bana duygular ve o duygularıma malzemeler veriliyor. Meselâ, göz veriliyor ve bir de o gözün göreceği görüntüler veriliyor. Akıl veriliyor ve aynı zamanda aklın düşüneceği hikmetler ve düzenlilikler veriliyor. Kısacası, beni sanatla yapan, şu dünyaya gönderen Zât, her vakit bütün bir kâinatı bana emanet olarak veriyor.
İmtihanım şurada: Ya emanet olarak verilenleri sahiplenecek, ve “Benim olsun” deyip tohumları elinde tutan, toprağa atmayan ve böylece çürüten akılsız bahçıvana benzeyeceğim. Bahçıvan tohumları çürümekten nasıl kurtaramazsa, ben de kendimi ve kâinatımı yokluğa düşmekten, batıp gitmekten kurtaramayacağım. (Ki, kurtaramıyorum zaten!)
Ya da onları emanet, kendimi de emanetçi görüp, Sahibimi tanıyacak, emaneti Ona iade edeceğim. Tıpkı, emanetçi bahçıvanın tohumları sahiplenmeyip toprağa atıp sulaması gibi, ben de anlarımı ve o anlarda yaşadıklarımı sahiplenmeden, fâni ömür dakikalarımı o Sonsuz Sanatkârın adına yaşayıp, işlerimi Onun adına yaparak sonsuza mazhar olabileceğim.
Meselâ, Sanatkârın dilim, gözüm, bedenim, ruhum gibi tüm duygularımı nazara alarak kâinat mutfağında pişirdiği, her yönüyle lezzetli bir meyveyi yerken, sadece gelip geçici nefsanî bir tadı aramamalıyım. Meyveyi yiyip bitirdiğimde, bu lezzetten geriye hiçbir şey kalmıyor.
Oysa meyve ile bana iletilen rahmet, şefkat ve hikmet gibi mesajları okusam, meyve bitse dahi, bu anlamlar ve hakikatlar bitmiyor. Ki O bana söz veriyor: Meyveyi sadece ve sadece Ondan isteyip, Ondan bilerek, Onun adına, Onun iltifatını düşünerek ve sadece Ona şükrederek yediğim takdirde, bu amel-i sâlih karşılığında bana sonsuz âlemde sonsuz meyveler ikram edecek.
Aslında, ruhumun muhtaç olduğu, böyle rahmetli, şefkatli ve hikmetli bir Sanatkârın varlığını bilmek ve hissetmek değil mi?
Bu kadar kolay, makûl ve kârlı bir görev, sahiplenme saplantım yüzünden sonsuz zarar ihtimâli olan, zor mu zor bir iş hâline geliyor. Kendimi ve diğer varlıkları sahiplenince, Hakikî Sahibi, yâni onları yapan ve koruyabilecek olan sonsuz kudret sahibi Zâtı tanımaktan mahrum kalıyor ve bunun sonucunda çaresizlik yaşıyorum. Sanıyorum ki, “benim” zannettiklerimi kendim koruyabilir, kendim muhafaza edebilirim. Ama yapamıyorum. Tohumlar toprağa atılmadan çürüyor; günler geçiyor, ikindiler yaşıyorum ve dünyama yokluklar doluyor. Sonsuz zararlara, hüsranlara batıyorum.
Tohumları zahiren elimden çıkardığımda toprakta çürürler diye korkuyorsam, bu korkum yersiz. Çünkü tohumun sünbül vermesi için, toprağa atılması ve orada çürümesi gerekiyor. Olmazsa olmaz bir şart bu. “Aman! Toprağa atarsam, tohumcuklarımı çürütürüm” demek bir bahçıvan için ne kadar acınacak bir hâlse; kendimi ve diğer varlıkları sahiplenip, başıboş, anlamsız görmek ve onları asıl muhafaza edecek olan Yaratıcılarına teslim etmemek de kat kat acınası bir tutum.
Öncelikle değiştireceğim şey, bakış açım. Şu dünyada sonlu işlerden sonsuza geçebilmek için, onları Sonsuz olan Sanatkârım adına yapmam; anlarımı Bâki olan o Zâtın izni dairesinde, Onun emirlerine göre yaşamam gerekiyor.
Kendi fenamı, yâni sonluluğumu görüp, sahiplenme iddiamdan vazgeçmeliyim. Tohumları toprağa atmamla onlar üzerindeki sahiplik iddiamdan vazgeçtiğimde, O, bana nasıl kâr içinde kâr veriyorsa; şu fâni ömrümü de kendi adıma değil, Onun adına yaşadığım takdirde, bu dünyada dahi bana sonsuz bir mutluluğun nümunelerini tattırıyor. O zaman ömür dakikalarım zahiren fena bulurken, sonsuz âlemde mutluluk çiçekleri açıyor ve sünbülleniyorlar.
hayatifarket
-
Yeni
- AvivaSA’da yeni atama
- İnternet tarayıcıları testinde kim önde?
- Miss Turkey 2009
- Sean Penn eşini boşamakta kararlı
- Sümer Ezgü’den Hadise’ye destek
- Sedat Balkanlı hayata gözlerini yumdu
- Mutfakta yer açmanın 5 ucuz yolu
- ‘Güneşi Gördüm’ün yurtdışı afişi
- İki Jennifer davalık oldu
- Asra sığan bir ikindi vakti..
- 27 öğrenciye domuz gribi karantinası
- Sağlıklı Yaşam için – Lida
-
Bağlantılar
- sohbet
- sohbet odaları
- chat
- chat
- sağlık bilgisi
- Güncel sohbet blogu
- sohbet
- video izle
- haberler
- mirc
- webmaster
- canlı tv izle
- sikiş
- Video
- Sohbet odaları
- video
- sohbet
- porno video
- key ödemeleri
- maç izle
- saç ekimi
- Sağlık Blogu
- Cevher.Tk
- film izle
- Kral Fm Dinle
- Kahramanlar Dizisi
- Samanyolu dizisi
- sikiş izle
- sohbet
- Beşiktaş videoları
-
Arşiv
- Nisan 2009 (48)
- Mart 2009 (288)
- Şubat 2009 (351)
- Ocak 2009 (245)
-
Kategoriler
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS