blog.Yurdumuz.com

Just another WordPress.com weblog

Bilgisayar fiyatları düştü! İşte rakamlar

Bilgisayarların ve diğer teknoloji ürünlerinin %10 ucuzlaması, sonunda fiyatlara da yansıdı. Türkiyenin en büyük e-ticaret sitelerinin yeni fiyatları, bu haberde.

Türkiye‘nin en çok satış yapan alışveriş sitesi Hepsiburada.com, yeni vergi indirimi ile birlikte fiyatlarını da düşürdü. Aşağıdaki kategorilerde, fiyatı düşen ürünlerin olduğu kategorileri görebilirsiniz.

Fiyatı düşen ürünleri
görmek için buraya tıklayın.


:: Yeni fiyatları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hakkı Alkanhttp://shiftdelete.net

 

Küresel krizin ülkemizi en az şekilde etkilemesi ve üreticilerin zarar görmemesi için hazırlanan ekonomik paketlerin beşincisinde, bilişim ürünlerinden alınan vergilerin azaltılması da bulunuyordu. Tüketiciler, yapılan vergi indiriminin, ürünlerin son kullanıcı fiyatına da aynı oranda yansımasını ve %10 ucuzlamasını bekliyordu. Nihayet beklenen oldu ve bilgisayarlar ve diğer bilişim ürünleri %10 ucuzladı.

İlk Olarak İnternet Siteleri Başlattı

Mart 30, 2009 Yazan: yurdumuzz | Ekonomi | , , | Henüz Yorum Yok

İnsan halinden anlayan saat üretildi!

İnsanın ruhsal durumunu ‘hissedip, tepki gösteren’ saat üretildi

 

İsviçreli saat firması Borgeaud, Hindistan’daki yerel astrolojik takvimden, falcılardan ve Hint mitolojisinden faydalanarak ilginç bir projeye imza attı. Borgeaud’un ürettiği saatler, insanın o anki ruhsal durumunu hissedip, yapılması gerekenleri ‘alarm çalarak’ bildiriyor.

Merkezi İsviçre’nin meşhur saat üretim bölgesi Neuchatel’de bulunan Borgeaud, Hindistan’daki bazı ürünlerinde ‘Panchangram’ isimli yerel astrolojik takvim ve bazı kâhinlerden yararlanıldığını duyurdu.

Sınırlı sayıda üretilen saatlerin üzerinde küçük bir bölüm bulunduğunu kaydeden Borgeaud yetkilileri, Panchangram’a göre buradaki renklerin değiştiğini ve renklerden değişik anlamlar çıkarıldığını kaydetti.

Saatin tasarımcısı Chitra Subramaniam Duella, Hint basınına verdiği demecinde, “Örneğin bölüm kahverengiye dönüşürse, saati kullanan kişi bir süre sonra bir sıkıntıyla karşılaşabilir” dedi. Duella’ya göre, rengin değişmesinde ‘karanlık ruhsal güçler’ etkili oluyor ve kişinin üzerindeki kötü enerji geçene kadar renk beyaza dönüşmüyor. Hintli girişimci, herhangi bir ‘şanssızlığın’ yaklaşması durumunda saatin alarmının çaldığını aktardı.

Söz konusu küçük bölmede, ‘Rahu periodu’ başladığında ise, saati kullanan kişinin işlerine ara vermesi ve kendisini dinlemesi tavsiye ediliyor. Rahu, Hint mitolojisinde ‘güneşi ve ayı yutarak, tutulmalara neden olan şeytan’ olarak nitelendiriliyor. Saatin üzerindeki bu özel bölme her gün değişik zamanlarda 90 dakikalık bir vakit aralığında çalışıyor. Renklere göre saati kullanan kişi, kendisini “yeniden düşünme ve kontrol etme” fırsatı yakalıyor.

Firmanın diğer yetkilisi Marc Aeschbacher ise, “Tamamen yeni bir mekanik sistem oluşturduk. Dünyada ilk kez böyle bir saat üretildi” diye konuştu.

19 Mart’ta Hindistan’ın Bangalore kentinde ilk kez gösterilen ve türünün tek örneği olan saatlerin ünlü kişilere, politikacılara ve sanatçılara hazırlandığı, 150’si erkek, 500′ü kadınlar için olmak üzere toplam 650 adet üretildiği açıklandı. Saatlerin her birinin 2 bin 200 dolar civarında olacağı öngörülüyor.

(CİHAN)
 

 

Mart 25, 2009 Yazan: yurdumuzz | Ekonomi | , , | Henüz Yorum Yok

Eczacıbaşı hükümetin hakkını verdi

Türkiye’nin en ünlü işadamlarından Bülent Eczacıbaşı, muhalefetin aksine hükümetin krizi iyi yönettiği iddia etti çarpıcı açıklamalar yaptı.

 

Ayın Konuğu başlığıyla sunduğumuz, Pazar sohbetlerine devam ediyoruz. Bilindiği gibi her ay önemli bir sima ile ülke gündemlerini konuşuyoruz. Bu ayki konuğumuz, Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı. Sıkça konuşan bir işadamı değil Bülent Bey, ancak merak edilen bir insan. Çünkü o, meşhur bir patron olmanın ötesinde entelektüel bir işadamı; sakin, sevecen, samimi…

Eczacıbaşı ile gündemdeki sıcak konuları masaya yatırdık. Global krizden hükümetin aldığı ekonomik tedbirlere kadar iş dünyasını ilgilendiren gündemleri ele aldık. Belediye seçimlerinden, Türkiye’nin yaşadığı değişim sürecinden bahisler açıldı sohbetimizde. O da büyük çoğunluk gibi Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyaç duyduğuna inanıyor. Bülent Bey’in özel hayatına dair konuları da konuştuk. Teknolojiyi nasıl yakından takip ettiğine şahit olduk. Klasik müziğe duyduğu yakın ilgi, medyaya yönelttiği eleştiri, sporla ilgili düşünceleri vs. Eczacıbaşı ile yaptığımız söyleşi, gerçekten okumaya değer bilgiler içeriyor.

 

İşin doğrusu, biz röportajı yaparken çok zevk aldık. Eminim, siz de okurken aynı samimi havayı yaşayacaksınız. Güzel bir pazar günü kahvenizi yudumlarken okuyacağınız bu söyleşinin, içinizi ısıtacağını umuyoruz.

 

Genel Yayın Müdürümüz Ekrem Dumanlı ve Ekonomi Editörümüz Turhan Bozkurt, Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı ile Kanyon Kule’nin 26. katında keyifli bir söyleşi yaptı. Her gün bantta 6 Km yürüdüğünü belirten Eczacıbaşı, “Yönetim kurulu başkanıyım ya! Vakit problemim yok.” diyor.

 

Hükümet krizi küçümsemiyor

Küresel krizden başlayalım isterseniz. Nasıl görüyorsunuz?

Çok ciddi bir sıkıntıyla karşı karşıyayız. Rakamlar bu yıl dünya ekonomisinin hızla küçüleceği yönünde. Gelişmiş ülkelerde bir küçülme yaşanacağı kesin. Gelişmekte olan ülkelerde ise toplam büyümeyi artıya çekme ihtimali zayıf gibi görünüyor. Belki de sıfırın biraz altında bir dünya büyümesi ortaya çıkacak. Uzun süredir böyle bir şey yaşanmamıştı. Bundan biz de dahil her ülke payını alıyor. Ne zaman biteceği konusunu tabii ki hiçbirimiz bilmiyoruz. Ama fikirlerini daha sağlam kaynaklara dayandırdıklarını düşündüğümüz kişileri dinlediğimiz zaman 2010′dan önce bir düzelme olmayacağı sonucunu çıkarıyoruz. En azından hazırlıklarımızı buna göre yapmalıyız. Hesabımızı kitabımızı ona göre yapalım, daha önce olursa ne âlâ. 2009′da bunu kolay kolay atlatamayacağımızı unutmayalım.

Bir ütopya gerçekleşene kadar da krizler sürecek, yani her zaman olacak…

Bu sonuncusu gibi bundan önceki krizlerin de temelinde toplam talebin arz seviyesinin dengeleri bozacak kadar gerisinde kalması yatıyor. Hepimiz, 20 yıla yakın süredir, teknolojinin olağanüstü bir hızlı gelişmesinin fiilî üretim kapasitelerini ve henüz yatırıma dönüşmemiş araştırma-geliştirme sonuçlarını çok büyük ölçüde artırdığını söyledik. Finans sisteminde tesis edilen yeni yöntem ve enstrümanların da yatırımları artırdığını gördük. Ancak, bu kadar büyük kapasitelere karşı talebin, zengin ülkelerde bile yetersiz kalacağı görülemedi. Finans sistemi, aynı yatırım için icat ettikleri gibi, talebi artırmak için de enstrümanları devreye soktu. Ancak, sonuçta reel gelirler bu ölçüde artmadığı için üflenen balon sonsuza kadar şişirilemedi ve patladı. O zaman hem yatırımlara hem de talebe yönelen kredilerin geri dönmediği görüldü. Anlaşılıyor ki, zengin ülkelerde hem de finans sisteminin olağanüstü desteği ile oluşturulan talep, kapasitelerin arzını karşılamaya yetmiyor. Önümüzdeki yıllarda bu durumun anlaşılmasıyla, bugünün gelişmekte olan ülkelerinin yatırım yeri olarak ve pazar olarak daha iyi değerlendirilmesi dönemi başlayacaktır. Burada, o ülkelerin yönetim kalitesinin yükselmesi, kilit rol oynayacaktır.

Türkiye’de hasarı azaltmak için neler yapılabilir? Hükümet otomotiv ve beyaz eşya ile konutta vergi indirimlerine gitti 3 aylığına. Yeni bir paket daha çıkacak.

Vergi indirimleri, talebi biraz olsun canlandırıyor. Yerel seçimlerden sonra aynı doğrultuda belki başka önlemler gelecektir, gelmesi de lazım. Reel sektör mutlaka desteklenmeli. Çünkü bizde kriz öncelikle reel sektörde görüldü. Dünyada ilk olarak finansta patlak vermişti. Bizim bankalarımız güçlü durumda.

Ocakta yüzde 23 kâr artışı var.

Rakamlar şimdilik iyi. Ama eninde sonunda bankacılık sektörü de reel sektörle ilişkili. Reel sektörün sorunları artarsa, kredilerin geri ödenmesinde zorluklar ortaya çıkarsa bankalar da muhakkak etkilenecek. Dışarıdan kaynak akışının kesilmesi çok büyük bir sorun. Çünkü sanayi dış finansman sorununu çözemez hale gelecek. Hem ithalatın yapılabilmesi için dış finansmana ihtiyaç var hem de dış borçların ödenmesi için. Bunun çözülmesi lazım. IMF anlaşmasının sık sık gündeme gelmesinin sebebi de bu zaten.

IMF’nin anlaşamadığı konuları Bakan Mehmet Şimşek gazetecilerle paylaştı. Üç başlık saydı: 1- Çapraz denetim istiyorlar. Bir anlamda nereden buldun. Ayda on bin dolar harcaması olana, villada oturana bunun hesabını sormak. 2- Gelir İdaresi tam bağımsız olsun. 3- Bütçede yeni kesinti paketi. ‘Tedbir paketi konusunda biz de bir şeyler yapabiliriz, ama çapraz denetim krizin doğasıyla örtüşmüyor’ diyor hükümet. Böyle denetimi kabul etmek iş dünyasını, yatırımcıyı daha da tedirgin eder mi?

Bence de kaygılar haklı gibi. IMF destek verdiği ülkelere yatırımcı güveninin sarsılmamasını, dışarıdan sermaye akışının devam etmesini sağlamaya yönelik tedbirleri her zaman ön planda tutuyor. Bu nedenle sıkı para ve maliye politikalarında ısrarlı oluyor. Oysa ekonomik durum bunun tam tersini gerektirebilir. İçinde bulunduğumuz durum da biraz böyle. Bu yüzden IMF ile fikir ayrılıkları olması doğal. Tabii ki hükümetler bunu istemiyorlar. Tartışılması gerekiyor, fakat hassas bir konu.

Geçen gün gevşek para politikasıyla ilgili bir açılım yaptınız. Bunu da somutlaştırmak istiyoruz. Merkez Bankası bu dönemde para basmalı mı?

Çarenin para basmak olduğunu söylemek istemiyorum. Bu konu son derece önemli. Üretimdeki dar boğazları aşmak, sorunun çözümünde öncelikli. Ama bunu yaptıktan sonra talebi artırıcı önlemlerin alınması gerekecek. Bunu zaten bütün ülkeler yapacak. Bir an için diğer ülkeler ne yapacak konusuna dönelim; bir kere her şeyden önce güvenin yeniden sağlanması gerekiyor. Bu da sermaye sorununu gündeme getiriyor. Güven demek, finansman kurumlarında sermaye demek. Dolayısıyla kaybolan sermayenin yerine konulması gerekecek. Bunun sonucunda da devletin finansman kurumlarında daha fazla söz sahibi olması belki gündeme gelecek. Bir ölçüde ekonomik modelin değişmesine yol açacak gelişmeler olacak bunlar. Tabii böyle bir müdahale süreci denetim mekanizmalarını da gündeme getirecek. Denetim eksikliği yüzünden krize sebebiyet verdikleri belirtilen finans kurumlarının denetimi konusu gündeme gelecek, hatta geldi bile. Yeni anlayış sanıyorum, denetimin, o fonksiyonun ismine göre değil de o fonksiyonun türüne göre yapılması esasına dayanacak. Bankanın ismine göre sınıflandırma yeterli olmuyor. Bir iktisatçının güzel bir saptaması var: “Bir kurum ya da bir sektörün günün birinde kurtarılması gerekirse, onların denetlenmesi zorunludur.” “Ben denetleme yapmayayım, ama batarsa kurtarayım.” Bu sağlıksız bir durum ve dünyanın başına iş açıyor. Dolayısıyla yeni denetim mekanizmaları, yeni modeller ortaya çıkacak. Ayrıca talep artırıcı önlemler mutlaka devreye sokulacak. Böylece finans sektörüne güven tazelenmiş olacak ve artan talebe finans sektörü de ayak uyduracak. Herhalde bundan başka bir yol düşünülemez.

Türkiye’ye dönecek olursak, hükümet neler yapmalı?

Talep artırıcı politikalar bizde de gündeme gelecek. Bu ne ölçüde parasal genişlemeyi gerektirir doğrusu ben bilemem. Ekonominin öncelikleri değişebilir. Artık bugün büyüme öncelikli hale geldi. Türkiye’nin cari açığı küçülüyor. İşsizlik rakamlarını görüyorsunuz. Bundan daha önemli bir sorunumuz da yok. Ekonomik gelişme, iyileşme, büyüme… Hepsinin amacı ekonomide istihdam sağlamak. Ekonomik büyüme öncelikliyse, hepimizin buna odaklanması gerekir. Hükümetle Merkez Bankası arasında da yeni bir politika saptanmalı ve gündeme getirilmelidir. Önümüzdeki dönemde deflasyon, enflasyondan daha büyük bir tehlike olarak karşımıza çıkabilir. Bu durumda parasal genişleme, enflasyonu artırmanın değil deflasyonu önlemenin bir aracı olarak dikkatlice kullanılabilir.

Seçime giderken ne düşünüyorsunuz?

Seçime giderken artan kamu harcamalarını eleştirmek bir spordur, zevkle yaparız. Bu her dönem olur, demokrasilerin bir gerçeğidir. Bu seçim dönemimizde de belki verimsiz olarak nitelendirilecek şeyler yapılmıştır, paralar harcanmıştır. Bunları çok fazla büyütmemek lâzım. Seçimden sonra, ekonomide havanın daha olumlu olmasını bekliyorum.

Ekonomik krizden çıkış yol haritası olarak, olaylara daha siyaset üstü bakılabilir mi? Hem iktidar hem muhalefet tarafından kriz çok mu politize ediliyor? Sonuçta biz sebep olmadık, biz de bitiremeyiz. Ama etkilerini nasıl hafifletebiliriz?

Burada da iktidar ile muhalefet arasında diyalog yolunun açılması için başka bir imkân var Türkiye’nin önünde. Kökü dışarıda olan bir kriz var. ‘Ne yapalım’ diye herkesin görüşünü ortaya koyması ve bunun siyasetçiler tarafından tartışılması fevkalade olumlu bir şey olur. Uzlaşma havası da çok olumlu olur. Seçimden sonra dememin sebebi, siyasî öncelikli harcamaların daha kolay kenara itilebilecek olması. Cari açık azalmaya devam ediyor. IMF ile anlaşma herhalde olacak. Bir de bunlara gördüğümüz tedbirlerin benzerlerini ekleyebilirsek… Geçici KDV indirimleri, istihdam üzerindeki yükleri azaltan önlemler, yeni işe alınacak kişilerde belirli bir süre vergi muafiyeti sağlamak gibi…

Varlık Barışı o açıdan doğru bir adım mıydı?

Evet, doğru bir adım oldu.

Diğer tedbirler neler olabilir?

İşe alınan yeni personelin bir süre vergiden muaf tutulması, istihdam üzerindeki yüklerin azaltılması gibi istihdamı destekleyici bazı hususların üzerinde durulabilir. Yapılacak desteklerin yolu tabii üretime verilecek destekten geçecek. Devlet yatırımları dediğimiz zaman aslında altyapı yatırımlarıyla sınırlı kalıyoruz. Zaten bütçe imkânları da bizi zorlayacağı için parasal genişleme gündeme geliyor. Yapılmalı mı, ne ölçüde yapılmalı? Buna ilgili kişiler karar verecek.

Faiz inerken, enflasyon da düşüyor mesela. Kur da yüksek. Bu anlamda tarihin en düşük enflasyonunu yaşıyoruz. İş dünyasından sembolik de olsa faiz bu indirimlerinin devam etmesi gerektiği mesajını alıyoruz. Buna katılır mısınız?

Enflasyon artık ikinci önemde. Bunu yıllarca enflasyonla mücadelenin önemine dikkat çeken biri olarak ve içinde görev aldığımız TÜSİAD’ın da kendine ilke edinmiş olmasına dikkat çekerek söylüyorum. Enflasyonun büyümenin ön koşulu olmadığını tekrarladık yıllarca. Nitekim son yıllarda da hem büyüme elde ettik hem de enflasyonda düşüş sağladık. Bu tez kanıtlanmış oldu. Tam tersine istikrardır büyümeyi özendirecek olan. Özetle ekonominin sorunları ve öncelikleri değişebiliyor. Şu anda öncelikli sorun büyüme. Türkiye’nin yüksek enflasyonlu döneme yeniden dönmemesi lâzım. Bu da ekonomiyi yönetenlerin maharetine kalmış.

Hükümetin, krizi çok iyi yönetemediği eleştirileri geldi. Fakat Türkiye şu ana kadar en az zarar gören ülkeler arasında. Sizin değerlendirmeniz ne yönde?

Bu, bankacılık sistemimizin sağlamlığından kaynaklanıyor. Hükümetin, krizi küçümsediğini düşünmüyorum. Devlet Bakanı Nazım Ekren bizimle periyodik olarak toplantı düzenliyor ve yaptıklarını ayrıntılı şekilde paylaşıyor. Atılan adımları doğru buluyorum. Esas nedeni dışarıda olan ve çözümü de büyük ölçüde dünyadaki koşulların düzelmesine bağlı bir krizde hükümetin yapabileceklerinin de çok sınırlı olduğunu unutmayalım.

Siyasette esen en ufak bir rüzgâr ekonomiyi etkiliyor. En son parti kapatma davasında yaşananlar gibi… Acaba bu süreçten sonra yeni bir kapatma davası gündeme gelebilir mi? Türkiye 30 Mart’tan itibaren nasıl bir yol izlemeli?

Burada bence amaçtan çok zamanlama ve bunların gündeme getirildiği ortamı ele almak lazım. Anayasa’nın değişmesi gerektiği konusunda çok yaygın bir istek var. Türkiye’nin daha katılımcı sivil bir anayasaya ihtiyacı var. Burada önemli olan anayasa gibi temel bir konuda uzlaşmayı yakalamaktır. Bunların tartışılabilir hale gelmesi biraz uzlaşmadan uzaklaşılıyor izlenimi verse de aslında çözüme giden yolun başlangıcıdır. Kürt sorununda örneğin. Bazen çok yavaş ilerlediğimizi düşünerek karamsarlığa düşebiliyoruz. Ama herhalde ‘Türkiye’de Kürt yoktur’ denen bir ortama göre, çözüme daha yakınız. Bunlar Türkiye’nin gerçekleri ve yok deyince yok olmuyor. Böyle bir süreçten geçiyoruz. Umalım ki bu süreç çözüme giden bir başka döneme geçiş olsun.

TRT Şeş’i nasıl buldunuz?

İyi. Keşke daha önce yapılsaydı.

Ergenekon davası hakkında ne düşünüyorsunuz?

Varlığını sık sık hissettiğimiz, demokrasi dışı yollara sapmış güçlerin ortaya çıkarılıp etkisizleştirilmeleri bakımından bu soruşturmanın çok önemli bir rol oynamakta olduğunu düşünüyorum.

Türkiye’yi şeffaflaştırır mı? Daha demokratikleştirir mi?

Öyle olmasını umuyoruz. O zaman dava önemli bir işlevi yerine getirecek zaten.

Burada nasıl bir tavsiyeniz olabilir?

Kuşkusuz her zaman olduğu gibi bu davada da hukukun usul kurallarının eksiksiz uygulanması hem adaletin tam yerini bulmasını hem de sonuçlarının kamuoyu tarafından benimsenmesini sağlayacaktır.

Türkiye’nin bir yargı reformuna ihtiyacı olduğu ortada. E-muhtırayla başlayan süreçte yargı çok tartışıldı. Özellikle YARSAV üzerinden yapıldı bu tartışma.

Türkiye için en tehlikeli tartışmanın bu olduğunu düşünüyorum. Yargının politize olma kuşkularının üzerine çıkarılması gerekir. Yargı reformunun temelinde ‘yargının tam bağımsızlığının sağlanması’ olmalıdır.

Yargı bağımsızlığı kapatma davası sırasında çok tartışıldı. Hatta AB’den ‘Türkiye’de yargı bağımsız da tarafsız değil’ dendi. Böyle bir şey var mı?

Bizim tek tutunacağımız dal hukukun üstünlüğüdür. Hukukun üstünlüğü ilkesinin benimsenmesi, uzlaşmanın temeli olacaktır.

 

Artık ‘iPhone’cuyum

Oğlunuz Emre’ye bir kitap hediye etmişsiniz: ‘Yeni Başlayanlar İçin Klasik Müzik’

Oğlum Emre bana yıllar önce ‘Yeni Başlayanlar İçin Windows’u hediye etmişti. Sen görürsün dedim. Geçenlerde ben de ona ‘Yeni Başlayanlar İçin Klasik Müzik’ kitabını hediye ettim.

Oğlunuz Emre, şu anda ne yapıyor?

Uluslararası bir şirkette asistan. Onun çıraklık dönemi. Kızım Esra da abisi gibi Harvard’ı bitirecek. O da çıraklıktan sonra gelecek.

Bilgisayarla aranız nasıl?

Bilgisayarla hiç ayrı kalamıyorum. Blackberry’den iPhone’a geçtim ve bence iPhone telefondan öte bir şey. Teknolojik oyuncaklara çok meraklıyım. Bunlar bana zevk veriyor. En son oyuncağım da elektronik kitap (amazon kindle). Her yeni gelişme, verimliliği artırıyor. En güzel tarafı uzun seyahat imkânlarını artırması, her ne kadar tatil yapamıyor olsam da. Her seyahatimden önce arkadaşlarıma yaptığım bir şaka vardır. Ben tatil yapmam, nerede olursam olayım onun adı asla tatil değildir. Olsa olsa inceleme gezisine gitmişimdir. Patron tatilde demek bizde yasaktır.

Klasik müziği çok seviyorsunuz.

Babam çok meraklıydı klasik müziğe. Evde çok çalınırdı. Zamanında keman da çalmıştı babam. Klasik müzikte Beethoven’ın çok büyük hayranıyım.

Orkestra da yönettiniz nasıldı?

Eğlenceli ve heyecan vericiydi.

Sanat musikîsi için de konuk şeflik yapmayı düşünür müsünüz?

Türk sanat müziğini de çok severim. O da aile büyüklerimizden geçmiştir. Ancak artık şeflik defterini kapattık. Çok özel bir durum olmadıktan sonra prensip olarak düşünmüyorum.

 

Eczacıbaşı, niçin takım tutmadığını soranlara, “Takıma duyulan yakınlığın takımın kurulduğu semtte oturmak veya okulunda okumak gibi bir bağlantısı olması gerekir. Ben de Eczacıbaşı’nı tutuyorum.” cevabını veriyor.

Hangi takımı tutuyorsunuz?

Takıma duyulan yakınlığın takımın kurulduğu semtte oturmak, o takımın okulunda okumak gibi bir doğal bağlantısı olması gerekir. Takım tutmuyorum demek hoş olmuyor biliyorum, ama hadi ben de Eczacıbaşı’nı tutuyorum. Birkaç sene önce Ferit Şahenk dostum beni Fener maçına davet etti. Hangisiydi hatırlamıyorum. O maçta imzalı forma hediye etti. Bütün futbolculara imzalatmış Ferit Bey. O formayı özenle saklarım.

Medyayı nasıl buluyorsunuz?

Televizyon hakkında pek yorum yapamam, ancak gazeteleri daha iyi takip edebiliyorum. Medya, dışa kapalı. Dünyadaki gelişmeleri sadece basınımızı takip ederek izlemek mümkün değil.

Kültür sanat da yeterli değil artık.

Evet, kültür sanat, sayfalardan uçtu gitti…

 

İstanbul’a başkan olmak yürek ister

İstanbul’da belediyecilikten memnun musunuz? Adayları vizyoner buluyor musunuz? Şehirleşme problemleri nedir?

İstanbul’da hizmete talip olmak hakikaten yürek isteyen bir şey. Allah gelecek olanlara kolaylık versin. Su sorunundan hava kirliliğine kadar hiçbir kent sorunu yok ki İstanbul’da olmasın. İmar çarpıklıkları var. Nüfusun getirdiği baskının sonucunda imar disiplinini korumak kolay olmadı. Yeşil örtü yeterli değil. Yeşillendirme çabalarına tanık olduk ama yine de yeterli değil. Paris gibi bol yeşilliği olan bir şehrin yeşil örtüsünü yüzde 100 artırmak için proje yarışması açmışlar. Düşünebiliyor musunuz? Hem de Paris. Dünyaca ünlü mimarlar çalışıyor, sonucunu da Sarkozy’ye getiriyorlar. Tarihi korumak, doğayı korumak son derece zor. Ciddi bir tahribat oldu. Yıllarca yüz binli sayılarda nüfusu artan bir şehirde bu işler zor. Avrupa kentleri de bu sorunu yaşamış. Ama yüz yıl önce toparlamışlar. Şimdi daha daha nasıl güzelleştirelim diye uğraşıyorlar. Biz de o aşamaya geleceğiz.

Son kriz grubun büyüme hedeflerinde bir sapmaya yol açtı mı? Grubun istihdamında ne kadar daralma oldu? Sizin yeni yatırımlarınızın devam ediyor olması piyasada moralle karşılanıyor.

Bir süredir, her beş yılda topluluk değerimizi ikiye katlama stratejik hedefini benimsedik. İçinde bulunduğumuz krizin, özellikle de küresel niteliği sebebiyle bu hedefin gerçekleştirilmesinde, bir belki iki yıllık bir gecikme olabileceğini öngörmek durumundayız. Tabii, burada krizin derinliği ve süresi de belirleyici olacak. Daha önce Türkiye’ye özgü krizlerde, özellikle yurtdışı gelirlerdeki artışların etkisi ile bu tür bir gecikme yaşamamış ve hedeflerimizi gerçekleştirmiştik. Bu seferki krizin global ölçekte olması ve topluluğumuzun yoğunlaşmış bulunan küresel bağlantıları, ne yazık ki böyle bir gecikme öngörüsüne neden oluyor.

Krizin süresinin uzaması ciro ve kârlılıkta gerilemeye sebep olabilir mi? Ne tür tedbirler alıyorsunuz? 2009 bütçenizdeki temel hedefleri nasıl belirlediniz? Reel büyüme hedefi var mı?

İçinde bulundukları sektörün krizden etkilenme oranına bağlı olarak, kuruluşlarımızın da satışlarında reel küçülmeler yaşayabiliriz. Nitekim, planlarımızı çeşitli senaryolara göre yaparak, güncel gelişmeleri son derecede yakından izliyor ve değerlendirmelerimizi yapıyoruz. Bu çerçevede önlemlerimizi iki ana strateji altında toplayabiliriz: Bir taraftan, maliyetlerimizi, özellikle sabit giderlerimizi, sıkı kontrol altında tutarak ölçek ekonomisi açısından karlılığımızı korumaya çalışıyoruz. Diğer taraftan da, yeni pazarlara girme planlarımızı hızlandırarak, daralan ana pazarların etkisini en aza indirmek amacıyla yapılanıyoruz. Bu bağlamda, gelişim sürecini oldukça erken öngördüğümüz için, Topluluğumuz krize son derecede güçlü bir likit pozisyonuyla girmiş bulunuyor. Bu nedenle, önümüzdeki dönemin, Topluluğumuz için iş olanakları açısından da önemli fırsatlar getirebileceğini görüyoruz.

Bütçelerimizi doğal olarak, içinde bulunulan ortamın gerçeklerini göz önüne alarak oluşturduk ve içinde yer aldığımız sektörlerde kriz ortamında yaşanması beklenilen gelişmeleri bütçelerimize yansıttık. Bazı sektörlerde daralmaların yaşanması, bazılarında ise büyüme hızlarının yavaşlaması gibi varsayımlar sonucu oluşan konsolide bütçemizde, sonuçta yine de TL bazında, bir büyüme öngörüyoruz. Ancak, 2009 yılı bütçemizin reel büyüme hedefi yerine, güçlü likit pozisyonumuzu korumak hedefi esas alınarak oluşturulduğunu söyleyebiliriz.

 

KRİZE RAĞMEN 2008 BİZİM İÇİN DÜNYA PAZARINDA GENİŞLEME YILI OLDU

Topluluğunuzun geçen yılki çalışmaları ve performansı nasıldı?

Topluluk kuruluşlarımız, bir önceki yılın satış performansını koruyarak 3 milyar dolarlık ciro hedefimizi gerçekleştirdi. Yurtdışı gelirlerimiz, üç yıl içinde yaklaşık iki kat artarak, 2008 yılında 820 milyon doları aştı. Yıl içinde gerçekleştirdiğimiz yatırım tutarı ise 280 milyon dolara ulaştı. Yaşanan küresel bunalıma karşın 2008 bizim için, dünya pazarlarında genişleme yılı oldu. Yapı Ürünleri Grubumuzda, 2006′da Alman seramik kuruluşu Engers’in, 2007′de Villeroy & Boch’un karo bölümünün ardından 2008′de de yine Alman Burgbad’ı bünyemize kattık. Böylece, yapı ürünleri alanında Avrupa’daki üretim tesislerimizin sayısı dokuza; Türkiye, İrlanda, Almanya ve Fransa dahil dört ülkedeki toplam tesislerimizin sayısı ise 25′e yükselmiş oldu. Vitra Karo’nun 2010′da üretime geçmesi planlanan Rusya fabrikasının temeli de 2008′de atıldı. Bu fabrikanın üretime geçmesiyle birlikte, Vitra Karo’nun yıllık seramik kaplama malzemesi üretimi 37 milyon metrekareye ulaşacak.

Eczacıbaşı Sağlık Hizmetleri ise evde bakım alanında sahip olduğu bilgi ve deneyimi Evital Özel Yaşlı Bakım Merkezi’ne taşıyarak alanında yine bir ilki gerçekleştirdi. Bu bağlamda Evital’in ilk Özel Yaşlı Bakım Merkezi, 2008 yılı Haziran ayında İstanbul Koşuyolu’nda hizmete girdi. Sağlık Grubumuzdaki bir başka önemli gelişme de, Eczacıbaşı İlaç Pazarlama’nın farklı ihtiyaçlara yönelik vitamin, mineral ve besin destekleri serisi ile vitamin pazarına girmesi oldu. Önümüzdeki günlerde de, özellikle bebeklere yönelik tamamen organik bakım ürünlerini pazara sunmaya hazırlanıyoruz. Tüketim Ürünleri Grubumuzun pazarlama ve dağıtım faaliyetlerini sürdüren Girişim Pazarlama’nın yeni temizlik ve kozmetik ürünleri tesisi Mayıs 2008′de Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nde üretime başladı. Grubun bir diğer kuruluşu İpek Kâğıt ise Yalova ve Kazakistan’daki tesislerinin ardından, 225 dönüm arazi üzerinde ilk aşamada 40 milyon dolar yatırımla kuracağı Manisa fabrikasının temelini 31 Ekim 2008 tarihinde attı. Akıllı kart üreticisi kuruluşumuz E-Kart, 2008 yılında yurtiçi pazardaki büyümesini sürdürüp pazar payını artırırken, özellikle GSM kartlarında Azerbaycan, Gürcistan, Kazakistan, Moldova ve Ukrayna’dan sonra Arnavutluk’u da dış satım pazarları arasına ekledi.

Madencilik sektöründeki kuruluşumuz Esan, 2008 yılında Yeniköy/Milas’taki feldspat zenginleştirme tesisini devreye aldı. Üretiminin çoğunluğunu yurtdışı pazarlara yönlendiren Esan, metalik madencilik alanında ise 2007 yılında başlattığı kurşun ve çinko yatırımını öngörülen programa göre devam ettirerek Temmuz 2009′da konsantre maden üretimine geçmeyi planlıyor. Sağlık Grubumuzda, yeni yapılanmamız sonrasında ve yeni alanlara açılma stratejilerimiz çerçevesinde öncelikle nükleer tıp alanına girdik.

Eczacıbaşı Grubu içinde ilaç ön plandaydı, son dönemde Yapı Ürünleri Grubu öne çıktı. Bundan böyle Eczacıbaşı Topluluğu’nun amiral gemisi Yapı Ürünleri Grubu mu olacak? Odaklanma stratejinizden bahseder misiniz?

Dünya durmadan değişirken dünya ekonomisinin yapısı da değişiyor. Bir önceki dönemde sahip olduğunuz rekabet üstünlükleriniz bir sonraki dönemde ortadan kalkabiliyor ve size yeni üstünlükler sağlama imkânları ortaya çıkıyor. Girişimcilerin bunları sürekli değerlendirmesi ve gereğini yerine getirmesi lazım; aksi takdirde paydaşlarınızın ve toplumun yararlarını korumamış olursunuz. Biz de, bu anlayışa uygun olarak, mevcut yatırımlarımızı sürekli gözden geçirmeye, daha verimli alanlarda yeni girişimlerde bulunmaya çalışıyoruz. Bu kapsamda, Türkiye’de jenerik ilaç üretiminin, teknoloji ve pazarda ortaya çıkan dönüşümler karşısında, ancak global pazarlara yönelebilecek yaygınlığa sahip örgütlenmeler içinde verimli olabileceğini gördük. Sağlık sektöründeki portföyümüzden jenerik ilaç üretimini böyle büyük bir organizasyon olan Zentiva’ya devrettik.

Bununla eş zamanlı olarak, yine sağlık sektörü içinde yer alan nükleer tıp alanına girdik. Radyofarmasötik ilaçların üretim, ithalat ve dağıtımı konularında faaliyet gösteren Monrol Nükleer Ürünler Ticaret ve Sanayi A.Ş.’ye, yüzde 50 hissesini satın alarak ortak olduk. Bu girişimin, sadece iç pazarda değil uluslararası pazarlarda da çok verimli olacağına inanıyoruz.

Öte yandan global pazarda başarıya ulaşmak için gerekli üstünlüklere sahip olduğumuzu gördüğümüz yapı ürünleri alanında da, daha çok yurtdışında yeni yatırımlara yöneldik. Bu alanda stratejimizi, küreselleşmiş markaları bünyemize katmak üzerine kurduk ve son dönemde küresel ağımızı güçlendirmeye yönelik yatırımlara hız verdik.

ARGE Yasası; dünyada en yüksek ARGE bütçesinin (yıllık 100 milyar dolar) ilaç endüstrisinde kullanıldığı düşünüldüğünde Türkiye için çok büyük bir fırsat sunuyor. Türkiye ilaçta bu büyük pastadan pay almak için neler yapmalı? Bu yatırımların bir bölümünün Türkiye’ye kayması yerli ilaç sanayi için bir tehdit mi olur? Yoksa Türkiye’de yeni istihdam ve ihracat kapılarını mı aralar?

Ülkemizde geçen yıl yürürlüğe giren Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun’un en önemli özelliği Ar-Ge harcamalarını vergilendirmeyle adeta cezalandıran anlayışın terk edilerek, araştırma-geliştirmeyi yasal olarak teşvik eden bir yaklaşımı benimsemesi oldu.

Araştırma-geliştirme yatırımları, yüksek riskli harcamalar. Yapılan yatırımların karşılığının alınıp alınamayacağı tam olarak bilinemiyor. İhtimal hesaplarına göre başarı yüzdesi düşüktür. Örneğin, ilaçta yeni bir keşif, 10-12 yıllık bir sürede, 300 milyon dolar civarında harcamayla mümkün olabiliyor. 10 bin aday molekülden ancak bir-ikisi ilaca dönüşebiliyor. Sürekli olmak kaydıyla, yılda 600 milyon dolarlık araştırma bütçesi ayrıldığında, bir-iki yeni ilaç icat edilebiliyor. 4-5 milyar dolar ciro yapmadıkça bir ilaç kuruluşunun araştırma-geliştirmeye bu kaynağı ayırması mümkün değil.

Araştırmaların son aşamalarına gelen moleküllerin çoğu, yan etkileri, tedaviye bir yenilik getirmemeleri sebebiyle çöpe gidiyor.Gerçekçi olarak irdelememizde yarar var: İlaçta araştırma-geliştirmeyi ikiye ayırırsak, bu maliyetlerle bizim araştırma yapmamız mümkün olmuyor. Buna karşılık geliştirmede başarılı çalışmalar yapabiliyoruz.

Yeni ilaç geliştirmenin en önemli ve en masraflı evrelerinden birinin klinik araştırmalar olduğunu biliyoruz. Burada henüz ruhsatlanmamış bir molekülün insanlar üzerinde denenmesi için uyulması gereken kurallar, alınması gereken bir dizi önlem söz konusudur. Sağlık Bakanlığı’nın 1993′te yürürlüğe giren ilaç araştırmalarıyla ilgili yönetmeliğini 23 Aralık 2008′de, bu alanda en ileri ülkelerdeki modellerle örtüşen ‘Klinik Araştırmalar Hakkında Yönetmelik’ adıyla revize etti. Bunu çok önemli bir gelişme olarak benimsemek gerektiği kanısındayım. Yurdumuzda, bu bağlamda yapılacak ilaçla ilgili klinik araştırmaların sağlık sektörüne olumlu katkılar sağlayacağına inanıyorum.

Çek eşdeğer ilaç devi Zentiva ile gerçekleştirilen evlilik, Eczacıbaşı Grubu’na sağlık yatırımları alanında neler kattı? Ortaklık ile Zentiva Türkiye gibi büyük bir pazara girme şansı bulurken, Eczacıbaşı ise sahibi olduğu ilaçları Zentiva’nın geleneksel pazarları olan Doğu Avrupa ve Rusya’da pazarlamayı hedefliyordu. 1,5 senelik süreçte bu hedefe ne kadar ulaşıldı? Bundan sonra neler olacak?

Eczacıbaşı-Zentiva ortaklığı 2008′de 300 milyon dolarlık bir net satış, 175 milyon kutuluk üretim hacmini gerçekleştirerek öngörülere uyumlu bir performans gösterdi. Lüleburgaz’daki üretim tesislerinin Doğu Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu’nda pazarlanan ürünlerin önemli üretim merkezlerinden biri haline gelmekte olduğunu söyleyebiliriz.

Türkiye’de öncüsü olduğumuz ilaç sektöründeki varlığımızı bundan sonra da sürdürmek kararındayız. Önümüzdeki dönemde, bu konudaki çalışmalarımızı, ilacı da içine alan daha geniş bir yelpazede, sağlık şemsiyesi altında yürüteceğiz. Bu bağlamda, Eczacıbaşı İlaç Pazarlama özgün ürünler, vitamin-mineral destekleri gibi reçetesiz satılan ürünlerle, Eczacıbaşı-Baxter ortaklığımız parenteral solüsyonlar, kan ürünleri ve tıbbi cihazlarla büyümeyi hedefliyor. Eczacıbaşı Sağlık Hizmetleri kuruluşumuz sürdürmekte olduğu evde bakım hizmetlerinin yanı sıra, Evital Özel Yaşlı Bakım Merkezi’ni açarak sağlık sektöründe, önemli bir ihtiyacı karşılamak üzere yeni bir adım attı. İstanbul’da açılan ilk merkezden sonra yenilerinin devreye alınması öngörülüyor. Bunu radyofarmasötik ürünlerle nükleer tıp alanına girme kararımız izledi.

İlaç şirketinin yüzde 75′ini Çeklere sattıktan sonra, ani bir kararla nükleer tıp alanında kullanılan ilaçlar konusunda faaliyet gösteren Monrol Şirketi’in aldınız. Bu operasyon, ilaçta daha spesifik alanlara kaymaya başladığınızı mı gösteriyor. Monrol ile hedefleriniz neler? Bu alanda büyüme ne kadar büyüme potansiyeli görüyorsunuz?

Bugün artık, diğer alanlarda olduğu gibi ilaç alanındaki girişimlerimizde de, global pazarda şansı olan projelere öncelik veriyoruz. Nükleer tıp da, hem bu kritere uygun hem de bizim yetkinliklerimize uygun bir alan.

Nükleer tıp ürünlerinin çoğunun yarılanma ömürleri az olduğundan bu hizmetin verilebilmesi için üretim tesislerinin, teşhis ve tedavi uygulanan merkezlere yakın olma zorunluluğu var. Eczacıbaşı-Monrol ortaklığının İstanbul-Ankara-İzmir dışında büyük gereksinim duyulan merkezlerde de yatırım yaparak büyümesi hedefleniyor. Aynı şekilde yurtdışı faaliyetlerimiz, yatırım kararlarımız da bu çerçevede değerlendiriliyor. Bu bağlamda komşu ülkelerde bu alanda önemli boşlukların olduğunu görerek yatırımlar yapılması kararlaştırıldı. Bu yaklaşımın ilk somut örneği Romanya’da devam eden yatırımımız oluyor. Ayrıca nükleer tıp alanında kullanılan radyofarmasötiklerin geliştirilmesi ve üretilmesi konusunda dünyanın en önde gelen kuruluşlarından Belçikalı IBA (Ion Bean Applications) ile işbirliği anlaşması imzalandı. Bu alandaki büyümenin sürekli olacağını düşünüyoruz.

 

SSK’LIYA ECZANEDEN İLAÇ ÖNEMLİ BİR ADIM

Son yıllarda sağlık hizmetine ve ilaca erişim konusunda devrim niteliğinde adımlar atıldı. Hastalar ilacı isteği eczaneden kolaylıkla alabiliyor. Ancak geçtiğimiz günlerde Eczacılar Birliği ile SGK arasında bir sözleşme krizi yaşanmıştı. Buradan hareketle ilaç-hasta süreci, üreticiden reçete yazan doktora, eczacıdan da geri ödeme kurumlarına gelene kadar nasıl düzenlenmeli? Gelişmiş ülkelerde sistem nasıl işliyor? Türkiye’de nasıl olmalı?

Sosyal Güvenlik kuruluşlarının tek çatı altında toplanması, eski SSK kapsamındaki hastaların, ilaçlarını doğrudan eczanelerden alma imkânına kavuşmaları gerçekten çok önemli düzenlemelerdir. İlaç İşverenler Sendikası’ndaki görevimi tamamlayarak ayrıldığım için bu alanda yaşanan sıkıntıların ayrıntılarını tam olarak bilmemekle beraber, tarafların ortaya çıkan aksaklıkların giderilmeleri konusunda çözüm odaklı çalışmalar yürüttüklerine inanıyorum. Bu konudaki düzenlemelerin, ülkemiz gerçekleri de göz önünde bulundurularak, gelişmiş ülkelerdeki modellerle uyumlu bir şekilde yapılmasının hedeflendiği kanısındayım.

 

İLAÇ VE TIBBI CİHAZ KURUMU KURULAMADI

Türk ilaç sanayisini nasıl görüyorsunuz? Halen ihtiyacın tümüne cevap verilemese de Türkiye kendi teknolojisiyle ilaç üretebilen (ihracat yapabilen) sayılı ülkelerden biri. Ancak satın alma ya da ortaklıklar yoluyla yerli ilaç şirketlerini yabancıların eline geçmesinin Türk ilaç sanayisine zarar vereceği yorumları yapılıyor. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türk ilaç sanayii 1950′li yıllardan başlayan endüstriye geçiş dönemini başarıyla tamamlamıştır. Bu gelişme daha da başarılı bir şekilde sürdürülerek ileri düzeylere gelebilirdi. Bu konuda hiçbir kişi ya da kurumu suçlamak doğru olmaz. Her kesimin hatalarıyla bu fırsat kaçırılmıştır. Ancak yıllardır gündemde olan, mevzuatımızı dünyanın en önde gelen ülkelerin kurallarıyla uyumlu hale getirerek, en üstün kalite standartlarını yakalamayı hedefleyen ve sorunlara çözüm üreteceğine inanılan Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nun hâlâ kurulamamış olmasının, burada çok önemli bir rol oynadığını söyleyebiliriz. Yeniden gündeme gelen kanun tasarısında sektör önerilerinin çok önemli bir bölümünün dikkate alınmamış olması ve kurumun özerk bir yapıya sahip olmaması endişelerimizi artırıyor. Bu yüzden projenin yıllardır süren beklentilerimizi karşılamaktan uzak, sadece İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü’nün adının değişmesiyle sonuçlanmayacağını ummak istiyoruz.

 

 

 

HAYATINDA ATIN ÇOK ÖZEL BİR YERİ VAR

Küçük yaşlardan beri at binen ve çeşitli dereceleri olan Bülent Eczacıbaşı, iş stresini hafta sonları böyle attığını söylüyor. Eczacıbaşı’nın ‘Believe Me’ adlı Rus atı 18 yaşında.

***

 

[AİLE ALBÜMÜNDEN]

 

Tarih: 1 Nisan 1984 Yer: İpek Kâğıt, Karamürsel fabrikası.

Kişiler (soldan sağa): Bülent Eczacıbaşı, Faruk Eczacıbaşı, Dr. Nejat F. Eczacıbaşı.

***

 

 

Yıl: 1 Ocak 1957

Kişiler: Dr. Nejat Ferit Eczacıbaşı, Bülent Eczacıbaşı

***

 

Yıl: 2 Ekim 1958

RÖPORTAJ: EKREM DUMANLI – TURHAN BOZKURT

Yer: Yunus – Kartal’daki Eczacıbaşı Seramik Fabrikası’nın açılış günü.

(Soldan sağa)

Beyhan Eczacıbaşı, Dr. Nejat F. Eczacıbaşı, Süleyman Ferit Eczacıbaşı, Faruk Eczacıbaşı, Bülent Eczacıbaşı

 

Zaman Pazar

Mart 22, 2009 Yazan: yurdumuzz | Ekonomi | , , | Henüz Yorum Yok

Ericsson veri transferinde bir ilke imza attı

Ericsson, kesintisiz Ar-Ge çalışmaları sayesinde dünyada ilk kez 0,5 Gbps’den daha yüksek hızda veri transferi yapmayı başardığını duyurdu.

 

Ericsson’dan yapılan açıklamaya göre, dünyada bir ilk olma özelliğini taşıyan bu hız, operatörlerin yüksek veri hacmiyle çalışan bireysel ve kurumsal kullanıcılara düşük maliyetli, yüksek performanslı ve kapsama alanı geniş bağlantı sunmalarına olanak sağlayacak.

Açıklamaya göre Ericsson’un bükümlü bakır kablo çiftleri üzerinden saniyede 0,5 Gb’dan daha yüksek veri transfer hızı elde ettiği uygulamada, DSL’de hat bağlamak (line bonding) ve crosstalk*’u (etkileşimi) engellemek için “Vektörize” VDSL2 olarak da bilinen son teknolojiden yararlanıldı.

Bu teknoloji sayesinde, operatörler fiber erişim ağlarını bakır erişimi ile diledikleri her yere ulaştırabilecek ve mevcut altyapılarının yeniden kullanımını maksimum seviyeye ulaştırabilecekler. Böylece artık çok daha fazla kullanıcı HDTV ve isteğe bağlı video gibi gerçek genişbant uygulamalarından yararlanılabilinecek.

Ericsson’un yeni teknolojisi, mevcut bakır altyapının baz istasyonları için de bir taşıma şebekesi olarak kullanılabilmesini de sağlıyor. Bu gelişme, HSPA ve LTE tabanlı yüksek hızlı mobil genişbant hizmetlerinin pazara girişini hızlandıracak.

Ericsson CTO’su Håkan Eriksson, konu hakkında şunları söyledi:

“Gerçekleştirilen uygulamada ulaşılan bu yüksek hız, Ericsson’un genişbant erişim teknolojisindeki liderliğine dikkat çekiyor. Aynı zamanda da Ar-Ge çalışmalarımızın neticesi olan yeni erişim çözümlerimizle operatörlerin iş geliştirme süreçlerine yaptığımız katkıyı vurguluyor. Bu teknoloji ayrıca, hızlı ve uygun maliyetli Long Term Evolution (LTE) çözümlerinin oluşmasına da olanak sağlayacak.”

 

AA

Mart 19, 2009 Yazan: yurdumuzz | Ekonomi | , , | Henüz Yorum Yok

bireysel kredi haftalık verilerini açıkladı

Merkez Bankası haftalık verilerini açıkladı. Bankalardaki TL mevduat oranları, bankalardan kullanılan kredi miktarı ve yabancı para mevduat miktarları şöyle

Bankalardaki toplam mevduat 6 Mart tarihi itibarıyla geçen bir haftada 76 milyon lira azalarak 418 milyar 844,4 milyon liraya indi.

Bankalardaki toplam mevduat 27 Şubat tarihi itibarıyla 418 milyar 920,4 milyon lira idi.

Aynı dönemde TL cinsinden mevduat geçen bir haftada 3 milyar 168,4 milyon lira azalarak 275 milyar 546 milyon liradan 272 milyar 377,7 milyon liraya indi.

Yabancı para cinsinden mevduat ise 138 milyar 701,1 milyon liradan 141 milyar 695,1 milyon liraya çıktı.

6 Mart itibarıyla 4 milyar 771,6 milyon lira olan bankalararası mevduatın ise 2 milyar 420,6 milyon lirası Türk Lirası, 2 milyar 351,1 milyon lirası da yabancı paradan oluştu.

-KREDİ HACMİ-

Katılım bankaları hariç bankaların kredi hacmi 6 Mart tarihi itibarıyla geçen bir haftada 807,8 milyon lira azalarak 279 milyar 433,8 milyon liraya indi. Bankaların kredi hacmi 27 Şubatta 280 milyar 241,6 milyon lira idi.

6 Mart itibariyle mali kesime verilen kredilerin yaklaşık 1 milyar 343,7 milyon lirası mevduat bankaları, 3 milyar 462,8 milyon lirası da kalkınma ve yatırım bankaları kredilerinden oluşuyor.

Mali olmayan kesime verilen kredilerin dağılımına bakıldığında da yaklaşık 43,6 milyon lirasının Merkez Bankası, 262 milyar 351,2 milyon lirasının mevduat bankaları, 12 milyar 232,4 milyon lirasının da kalkınma ve yatırım bankaları kredilerinden oluştuğu görüldü.

Merkez Bankası brüt döviz rezervleri, 13 Mart tarihi itibariyle 149 milyon dolar azalarak 65 milyar 439 milyon dolara indi.

Merkez Bankasının brüt döviz rezervleri, 6 Mart tarihi itibariyle 65 milyar 588 milyon dolar idi.

6 Martta 68 milyar 817 milyon dolar olan Merkez Bankasının toplam rezervleri ise 13 Mart itibarıyla 68 milyar 668 milyon dolara geriledi. Söz konusu rezervin 3 milyar 229 milyon doları altından oluştu.

-DÖVİZ MEVDUAT HESAPLARI-

Bankalardaki toplam döviz mevduat hesapları, 6 Mart tarihi itibarıyla 100 milyar 690 milyon dolardan 100 milyar 137 milyon dolara indi.

6 Mart tarihi itibarı ile yurt içi döviz tevdiat hesapları 88 milyar 417 milyon dolardan 88 milyar 39 milyon dolara, yurt dışı döviz tevdiat hesapları toplamı da 4 milyar 887 milyon dolardan 4 milyar 838 milyon dolara geriledi.

-DIŞ BORÇ ÖDEMELERİ-

Türkiye, 2-18 Mart tarihleri arasında toplam 1 milyar 39,59 milyon dolar dış borç ödemesi yaptı.

Dış borç ödemesinin, 562,13 milyon doları Hazine, 126,37 milyon doları genel ve katma bütçeli idarelerin dokümantasyon, kitap bedeli, katılma payı, üyelik aidatı gibi ödemeleri ile MSB ve savunma sanayi ödemeleri gibi kalemler ve 10,12 milyon doları da Merkez Bankası ödemesinden oluştu.

Ocak ayında 999,74 milyon dolar, Şubat ayında 984,90 milyon dolar dış borç ödemesinde bulunan Türkiye, yılbaşından bu yana 1 milyar 872,63 milyon doları Hazine olmak üzere toplam 3 milyar 24,23 milyon dolar ödemede bulundu.

Türkiye, 2008 yılında 11 milyar 92,47 milyon doları Hazineye olmak üzere toplam 15 milyar 727,48 milyon dolar dış borç ödemesi gerçekleştirmişti.

Tüketici Kredileri ve Kredi Kartları

Mevduat bankalarında tüketici kredileri ve kredi kartları tutarı bir haftada 82,4 milyon lira azalışla 13 Mart tarihi itibarıyla 112 milyar 748,2 milyon liradan 112 milyar 665,8 milyon liraya indi.

Bunun 80 milyar 371,4 milyon lirası tüketici kredilerinden 32 milyar 294,3 milyon lirası da bireysel kredi kartlarından oluştu.

Tüketici kredileri 13 Mart tarihi itibariyle 195,7 milyon lira artarak 80 milyar 371,4 milyon liraya çıktı. Tüketici kredileri 6 Mart tarihi itibarıyla 80 milyar 175,7 milyon lira düzeyindeydi.

Merkez Bankası verilerine göre, tüketici kredileri kapsamında konut kredileri 37 milyar 169,4 bin lira, taşıt kredileri 4 milyar 777 milyon lira, diğer krediler 38 milyar 424,9 milyon lira olarak hesaplandı.

Tüketici kredilerinin yaklaşık 25,7 milyar lirası kamu bankaları, yaklaşık 36,4 milyar lirası özel bankalar ve 18,2 milyar lirası da yabancı bankaları içeriyor.

TL cinsinden bireysel kredi kartlarının kullanım tutarı ise 13 Mart tarihi itibariyle 32 milyar 572,4 milyon liradan 32 milyar 294,3 milyon liraya indi.

TL cinsinden bireysel kredi kartlarının 11 milyar 22 milyon lirası taksitli, 21 milyar 240,6 milyon lirası taksitsiz kredi kartından oluştu.

AA

Mart 19, 2009 Yazan: yurdumuzz | Ekonomi | , , | Henüz Yorum Yok

ÖTV indirimi tüm kesimleri sevindirdi

Hükümetin aldığı ÖTV indirim kararı, hem reel sektör hem de bankalar tarafından olumlu karşılandı.

İstanbul Ticaret Odası Başkanı Murat Yalçıntaş, ÖTV indiriminin hem stokların erimesini hem de üretimdeki duraksamanın aşılmasını sağladığını belirterek, “Ben inanıyorum ki bundan sonrada gelecek tedbirlerle Türk ekonomisi bu durağanlıktan kurtulacak.” dedi. Denizbank Finansal Hizmetler Grubu Başkanı Hakan Ateş ise, genel ihtiyaç kredilerinde son aylarda önemli oranda düşüş yaşandığını, son açıklanan paketle bu kredilerin 5-6 katına çıktığını kaydetti. Ateş, “Stokların erimesinin yanı sıra ticarette de bir döngüyü sağlayıp güven ortamını tekrar oluşturmak açısından çok yararlı diye düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

 İTO üyelerinin Denizbank’tan cazip koşullarda kredi kullanmasına ilişkin protokolün imza töreninde ÖTV indiriminin piyasalara etkisini değerlendiren Oda Başkanı Murat Yalçıntaş,  ÖTV indiriminin piyasada son derece olumlu şekilde karşılandığına dikkat çekti.

Yalçıntay, Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren’in sinyallerini verdiği ve önümüzdeki dönem açıklanması beklenen tedbir paketiyle Türkiye ekonomisinin durağanlıktan kurtulacağını, yarıştığı Batı ekonomilerinin önüne geçeceğini vurguladı. Yalçıntaş, şöyle konuştu: “Her kriz aynı zamanda bir fırsattır da. Çünkü bu kriz bitecek. Özellikle batıda büyük bir Pazar ortaya çıkacak. Birçok ihtiyaç bugün ertelendi. 2009 yılını işletmelerimiz açısından mümkün olduğu kadar olumlu bir şekilde geçirirsek, 2010 yılında bu ortaya çıkacak pazardan fırsatlardan en iyi şekilde yararlanacak olan Türk şirketleridir.”

 Denizbank Finansal Hizmetler Grubu Başkanı Ateş ise,  son ÖTV indiriminin ardından son aylarda oldukça daralan genel ihtiyaç kredilerinin 5-6 katına çıktığını bildirdi.

Ticarette en önemli hususun güven olduğuna dikkat çeken Ateş, güven ortamının kaybolması ile ihtiyaçların ertelendiğini ifade etti. Hükümet açısından alınan bu türden tedbirlerin güvene katkı sağladığını ifade eden Ateş, “Çok dibe doğru giden bir takım rakamların birkaç katına çıktığını  biz kendi bankamızdan gördük. ÖTV indirimi stokların erimesinin yanı sıra ticarette de bir döngüyü sağlayıp bir güven ortamını tekrar oluşturmak açısından çok yararlı diye düşünüyorum.” diye konuştu.

(CİHAN)

Mart 19, 2009 Yazan: yurdumuzz | Ekonomi | , , | Henüz Yorum Yok

Dolarda düşüş hızlandı, borsa çıkışta

İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında (İMKB) işlem gören hisse senetleri günlük bazda ortalama yüzde 1,13 oranında değer kazandı. Dolar ve altında son durum şöyle:

 

İMKB Ulusal 100 Endeksi, ikinci seansta 268,32 puan artarak 23.315,43 puandan kapandı.Hisse senetlerinin ikinci seanstaki ortalama değer artışı yüzde 1,16 oldu.İlk seanstaki 7,86 puanlık düşüş dikkate alındığında, Borsa endeksi günün tamamında 260,96 puan yükseldi.Hisse senetleri günlük ortalama yüzde 1,13 artış gösterdi.

Döviz

Ankara’da dün akşam saatlerinde 1,8070 TL’den satılan ABD doları bugün 1,7750 TL’den satıldı.Avro ise 2,2700 TL’den işlem gördü. Avro, dün akşam saatlerinde 2,2860 TL’den satılmıştı.Dün akşam saatlerinde 1,2650 olan avro – dolar paritesi, bugün akşam saatlerinde 1,2788 oldu.Merkez Bankası da saat 15.30 itibariyle gösterge niteliğindeki doların efektif satışını 1,7880 TL, avronun efektif satış kurunu da 2,2768 TL olarak belirledi.

İstanbul serbest piyasada kapanış saatlerinde doların satış fiyatı 1,7700, avronun satış fiyatı 2,2600 liraya geriledi. Piyasanın kapanışı itibariyle Kapalıçarşı’da 1,7600 liradan alınan dolar 1,7700 liradan satılıyor. 2,2500 liradan alınan avronun satış fiyatı ise 2,2600 lira düzeyinde bulunuyor.Serbest piyasada önceki kapanışta 1,8020 lira olan dolar güne 1,7980 liradan, 2,2760 lira olan avro 2,2800 liradan başlamıştı.

İstanbul ve Ankara serbest piyasalarında alınıp satılan döviz türlerinin, önceki ve bugün itibarıyla alış, satış ve kapanış fiyatları şöyle:

  PAZARTESİ   SALI
İSTANBUL  Alış Satış Alış Satış
ABD Doları 1,7980 1,8020 1,7600 1,7700
Avro 2,2700 2,2760 2,2500 2,2600
Sterlin 2,4800 2,5000 2,4300 2,4500
İsviçre Frangı 1,5450 1,5550 1,5200 1,5300
         
ANKARA        
ABD Doları 1,7870 1,8070 1,7550 1,7750
Avro 2,2580 2,2860 2,2430 2,2700
Sterlin 2,4580 2,5450 2,4200 2,4750

Altın

İstanbul Kapalıçarşı’da alınıp satılan altın türlerinin, önceki ve bugün itibariyle kapanış fiyatları (TL) şöyle:

  PAZARTESİ   SALI
KAPALIÇARŞI Alış Satış Alış Satış
24 Ayar Külçe Altın (Gr.)   52,90 53,20 50,80 51,10
Cumhuriyet Ata Lira 347,50 355,00 334,00 342,00
22 Ayar Bilezik (Gr.) 48,15 51,60 46,20 49,50
Vakıf Altını (5 Gr.) 267,95 271,70    255,55 259,30
Vakıf Altını (100 Gr.) 5.359,00 5.434,00  5.111,00 5.186,00

 

 

AA

Mart 10, 2009 Yazan: yurdumuzz | Ekonomi | , , | Henüz Yorum Yok

Borsa değer kaybetti dolar çıldırdı

Borsada işlem gören hisse senetleri günü kayıpla kapattı. Döviz fiyatları ise aldı başını yürüdü. İşte günün kapanış rakamları:

 

 

İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında (İMKB) işlem gören hisse senetleri, bugün ortalama yüzde 1,36 oranında değer kaybetti.

İMKB Ulusal-100 Endeksi, birinci seansta 492,26 puan azalarak 23.534,33 puana geriledi. İkinci seansta 165,60 puan artan endeks 23.699,93 puandan kapandı.

Endeks ikinci seansa 109,48 puan azalarak 23.424,85 puandan başladı. Seansın ilk yarısını 23.649,89 puandan geçen endeks, seans içinde en düşük 23.424,85 puana gerilerken, en yüksek 23.736,68 puana çıktı.

Birinci seanstaki 492,26 puanlık düşüş dikkate alındığında, endeks günlük bazda 326,66 puan geriledi. Hisse senetlerinin günlük ortalama değer kaybı yüzde 1,36 oldu.

İkinci seans kapanışında, mali endeks 261,93 puan artarak 31.005,42 puana, sanayi endeksi 217,46 puan artarak 19.141,05 puana yükselirken, hizmetler endeksi 46,54 puan azalarak 22.045,24 puana geriledi.

Böylece ilk seansa göre mali grup hisseler ortalama yüzde 0,85 oranında, sanayi grubu hisseler ortalama yüzde 1,15 oranında değer kazanırken, hizmetler grubu hisseler ortalama yüzde 0,21 oranında değer kaybetti.

İkinci seansta işlem gören toplam 322 hisse senedinden 140′ı değer kazandı, 84′ü değer yitirdi, 98 hisse senedinin fiyatında değişiklik olmadı.

İkinci seansta, 392 milyon bin 299 TL’lik işlem hacmi kaydedildi. Günlük işlem hacmi 802 milyon 235 bin 831 TL olarak hesaplandı.

İkinci seansta, Garanti Bankası, Koza Anadolu Metal, Yapı Kredi Bankası, İş Bankası (C), ve Arçelik oldu.

DÖVİZ

Serbest piyasada cuma günkü kapanışta 1,6980 TL olan dolar güne 1,7150 TL’den, 2,1470 TL olan avro 2,1600 TL’den başladı.

Doların bugünkü kapanıştaki satış fiyatı 1,7200 TL, avronun satış fiyatı 2,1670 TL oldu.

Merkez Bankası, doların bugünkü efektif kurunu alışta 1,7162 TL, satışta 1,7283 TL olarak açıkladı. Merkez Bankası dünkü efektif kurunu alışta 1,6801 TL, satışta 1,6919 TL olarak belirlemişti.

FAİZ-TAHVİL-BONO-REPO

İMKB Tahvil ve Bono Piyasası Kesin Alım Satım Pazarında işlem gören 3 Kasım 2010 vadeli bugün valörlü tahvilin basit getirisi yüzde 16,43′e, bileşik getirisi 15,62′ye yükseldi.

Bu tahvilin, aynı gün valörlü işlemlerinin önceki kapanışında basit getirisi yüzde 16,08 bileşik getirisi yüzde 15,29 olarak gerçekleşmişti.

İMKB Tahvil ve Bono Piyasası Kesin Alım Satım Pazarında işlem hacmi 1 milyar 211 milyon 642 bin 858,42 TL olarak belirlendi.

İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) Tahvil ve Bono Piyasası Repo-Ters Repo Pazarında, toplam 13 milyar 351 milyon 492 bin TL’lik işlem hacmi kaydedildi.

Repo-Ters Repo Pazarında gecelik işlemlerde faiz, en düşük yüzde 10,70, en yüksek yüzde 11,55 ve ortalama yüzde 11,50′den gerçekleşti.

AA

 

Mart 2, 2009 Yazan: yurdumuzz | Ekonomi | , , | Henüz Yorum Yok

ABD’de son 25 yılın en büyük daralması

Amerika Birleşik Devletleri büyüme rakamlarını açıkladı. ABD’de son 25 yılın en kötü ekonomik daralmasını yaşıyor… Amerikan ekonomisi daralma rakamları revize edildi..

Revize edilen rakamlara göre ABD ekonomisinin bu yıl yüzde 6,2 daralması öngörülüyor…ABD ekonomisi geçen yılın 4. çeyreğinde yüzde 6,2 daraldı

Ticaret Bakanlığının açıkladığı verilere göre, 2008 yılı son çeyrekte ABD’nin gayri safi yurtiçi hasılası beklentilerden çok hızlı şekilde yüzde 6,2 oranında küçüldü.

ABD’nin geçen yılın Ekim-Aralık dönemindeki bu gerileme, 1982 yılının ilk çeyreğinden bu yana en keskin düşüş oldu.

Hükümet, geçen ay ekonominin yüzde 3,8 daralacağını tahmin etmişti.

Ekonomistler, söz konusu çeyrekte daralmanın yüzde 5,4 olmasını bekliyorlardı.

Bu arada, bakanlık geçen yılın tamamında ekonominin yüzde 1,1 büyüdüğünü, bunun da 2001′den bu yana en yavaş büyüme olduğunu bildirdi.

Yurt içi ekonomik faaliyetlerin üçte ikisinden fazlasını oluşturan tüketici harcamaları 4. çeyrekte yüzde 4,3 düşerek 1980 yılının 2. çeyreğinden bu yana ki en büyük düşüşünü kaydetti.

Söz konusu çeyrekte, ihracat yıllık bazda yüzde 23,6 düşerken, bu da 1971 yılından bu yana ki en hızlı gerileme oldu. Yatırımlar ise 4. çeyrekte 19,9 milyar dolar düştü.

AA

Şubat 27, 2009 Yazan: yurdumuzz | Ekonomi | , , | Henüz Yorum Yok

‘Öğrenci kredi borçları ertelensin’

CHP K.Maraş Milletvekili Durdu Özbolat, ekonomik büyümenin yüzde 2 veya altında gerçekleşmesi durumunda,kredi borçlarının ertelenmesini öngören kanun teklifini meclise sundu

 

CHP Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat, ekonomik büyümenin yüzde 2 veya altında gerçekleşmesi durumunda, yükseköğrenim kredi borçlarının ertelenmesini öngören kanun teklifini, TBMM Başkanlığına sundu.

Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Kanununda değişiklik yapılmasını öngören kanun teklifine göre, Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumundan öğrenim kredisi alan öğrencilerin borcu, öğrenim kredilerinin verildiği tarihten öğrenim süresi bitimine kadar geçen sürede veya herhangi bir sebeple kredisinin kesildiği tarihe kadar öğrenim kredisi olarak verilen miktarlara, her yıl için Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) Toptan Eşya Fiyat Endeksindeki artışların yarısı uygulanarak hesaplanacak miktar ilave edilerek belirlenecek.

Borçlunun taksitleri, TÜİK’in açıkladığı ekonomik büyüme rakamlarının yüzde 2 veya altında gerçekleşmesi durumunda ertelenecek.

Teklifin gerekçesinde, devletin, yükseköğrenim kredi borçlarına uyguladığı faiz oranlarını düşük tutarak, kredinin geri dönüşünü garanti altına alacağı belirtilerek, ekonomik kriz ortamında haciz uygulaması yerine borçların ertelenmesi yoluna gidilmesinin, toplumsal huzur ve refahın korunmasına destek olacağı kaydedildi. Gerekçede, “TÜİK’in açıkladığı büyüme rakamıyla ertelenecek kredi borçları, ailelerde yıkıma yol açmadan kurumun alacağını garanti altına alacaktır” denildi.

 

AA

Şubat 16, 2009 Yazan: yurdumuzz | Ekonomi, Güncel | , , | Henüz Yorum Yok