blog.Yurdumuz.com

Just another WordPress.com weblog

Sağlıklı Yaşam için – Lida

Lida, tamamen doğal bir ürün olup Çin’de bulunan Yunnan şehrinde asırlardır yetiştirilen ve yerel halk tarafında kullanılan inanılmaz bitkilerin ekstrelenmesi ile oluşturulur

Çin’de asırlardır yemeklerde ve tedavi olarak da değişik şekillerde kullanılan bu bitkiler, çok faydalı bir etkiye sahiptir. Lida şu an dünyada en çok satan zayıflama haplarındandır.

Lida ilaç değildir, % 100 doğal besin takviyesidir. Tok tutan ve iştahı kesen, vicuttaki yağın yakılmasını sağlayan bir üründür. Katkı maddesi ve sağlığa zaralı madde içermez.

Nisan 23, 2009 Yazan: yurdumuzz | Sağlik | , , | Henüz Yorum Yok

Doktorlara ya muayene ya da hastane

Sağlık Bakanlığı, hastanede çalışan doktorların ve öğretim üyelerinin muayenehane çalıştırmasını yasaklayan yasa taslağını Başbakanlığa gönderdi

 

Sağlık Bakanlığı’nın Başbakanlığa gönderdiği doktorlara tam gün mesai zorunluluğu getiren yasa taslağını Türk Sağlık Sendikası açıkladı.

TERCİH GEREKLİ

Sendikanın raporuna göre, kamuda ya da SGK ile anlaşmalı özel sağlık kuruluşlarında çalışan doktorlar ya sadece bu kurumları, çalıştıkları SGK ile anlaşması olmayan özel kurumları ya da kendi muayenehanelerini tercih edebilecek. Taslağa göre YÖK Kanunu’nun öğretim üyelerinin üniversite dışında çalışmasına olanak sağlayan 36 maddesi de değiştiriliyor. Böylece üniversitelerde çalışan profesör ve doçentlerin kısmi statüde çalışmalarına imkan veren kanun hükümleri de kaldırılıyor.

EK ÜCRETLERE ZAM

Taslağa göre sağlık çalışanlarının nöbet ücreti için öngörülen 80 saat kısıtlaması da kaldırılıyor. Sağlık çalışanlarının icap nöbet ücretleri yüzde 30′dan yüzde 50′ye çıkartılıyor. Mesai saatleri de radyoloji çalışanlarının dışında görev yapan personel için haftalık 40 saat olarak uygulanacak. Taslağın yasalaşmasıyla döner sermaye oranları da artırılacak. Sağlık Hizmetleri Sınıfı dışında çalışan sözleşmeli personele de döner sermaye ödenecek.

SİGORTA ZORUNLULUĞU

Taslak tam gün zorunluluğunun yanı sıra mesleki sorumluluk sigortası zorunluluğu da getiriyor. Doktor ve uzman doktorların, hastalarına karşı hizmet kusurundan doğan zararların telafisi için çalıştıkları kurum tarafından mesleki mali sorumluluk sigortası yaptırılacak. Kendi muayenehanesini işleten doktorlar bu sigortayı kendileri yaptıracak.

haber7

Nisan 16, 2009 Yazan: yurdumuzz | Sağlik | , , | Henüz Yorum Yok

Çocuğunuz internet bağımlısı mı? Test edin

Bilgisayar ve bunun yan ürünü olan internet hayatımıza girdikten sonra, sokağın ve kötü arkadaşın yerini ‘internet kafe’ler aldı. Sizde internetin tuzağına düşmeye elverişli kişiliklerden misiniz?

Eskiden anne babalar çocuklarını sokağın ve kötü arkadaşın etkilerinden korumak için çaba gösterir, çabaları sonuç vermediği zaman gelip bize danışırlardı.

Bilgisayar ve bunun yan ürünü olan internet hayatımıza girdikten sonra, sokağın ve kötü arkadaşın yerini ‘internet kafe’ler aldı. Anne baba ile duygusal bağları zayıf, aile içinde kendilerini değerli hissetmeyen, okul başarısı düşük çocuklar ve gençler, artık sokak yerine internet kafelere gidiyorlar.

Kötü arkadaşın yerini, şimdi internet bağlantısı olan ev bilgisayarları aldı. Bize danışmak için gelen anne babalar, sokak yerine, internet kafelerden ve evdeki bilgisayardan yakınıyorlar.

Bilgisayar kullanmayı bilmeyen çoğu anne baba, derslerine yardımcı olacağı zannıyla, yüzlerce dolar ödeyip çocukları için bilgisayar alıyorlar.

Bilgisayar ise, tek başına, bir makineden ibarettir; ders öğretmek ve çocuğu daha akıllı yapmak gibi bir marifeti yoktur. Bilgisayarı faydalı kılan ’software’ dediğimiz programlar ve eğitim CD’leridir. Bu programlar da, ancak kullanmasını bilen ve doğru biçimde kullanabilen ellerde faydalı olabilir.

Gördüğüm kadarıyla, çocuklar, harçlıklarıyla eğitim programları yerine oyun CD’leri satın alıyorlar. Bilgisayarın başında saatlerce oyun oynayarak zamanlarını boşa harcıyorlar.

Zamanlarının boşa gitmesi bir yana, çoğu şiddet içerikli savaş ve dövüş sahneleriyle dolu olan bu oyunlar onlarda saldırganlık duygularını besliyor. Nitekim, bilgisayar oyunlarını incelediğinizde, onların sadece eğlendirmekle kalmadığını, aynı zamanda güçlü olma, kıyasıya yarışma, rakiplerini geride bırakma ve kazanma hırsı aşıladığını; bunları yaparken de, sevgi, yardımlaşma, paylaşma ve acıma duygularını körelttiğini görürsünüz.

Korkak ve özgüvenden yoksun çocuklar, oyunu kazandıkları zaman, kendilerini cesur ve kahraman hissediyorlar. Böylece, başa çıkamadıkları gerçek dünyadan kaçıp, sanal bir mutluluk veren sanal bir dünyaya sığınıyorlar.

İnternette sizi ve çocuğunuzu bekleyen tuzaklar

Eskiden disketle çalışan küçük atari (oyun) cihazları vardı. Atari’si olmayan çocuklar atari salonlarına gider, oyun ihtiyaçlarını karşılarlardı. Anne babaların o günlerde yakındıkları atari salonları, bugünün internet ortamı yanında çok masum kalırlar.

İnternet bağlantısı olan her bilgisayar, çocukların ve gençlerin ruh sağlığını bozmaya hazır potansiyel bir tehlikedir.

Dönem ödevi için malzeme toplamak amacıyla internete bağlanan bir öğrenciyi düşünün. Tamamen iyiniyetlidir, bilgi toplamaktan başka bir amacı yoktur. Arama motoruna istediği bilgiyi yazar ve ‘ara’ komutunu verir.

Arama motoru, bu bilgiyi alabileceği onlarca site adresini bir liste hâlinde verir. Çocuk bu adreslerden birini tıkladığı zaman, daha gireceği adres açılmadan, bu adrese yamanmış ‘pop-up’ dediğimiz bir veya birkaç reklam sitesi açılıverir.

Çocuğu sitede tutmak için, ücretsiz abonelikten tutun da ücretsiz müzik ve film CD’si göndermeye kadar bir sürü cazip seçenekler ileri sürülür.

Yapacağı şey, sadece bir form doldurmak ve gösterilen web adresine bunu postalamaktır. Büyüklerin bile kaçamadığı bu tuzağa çocuklar kolayca düşerler. Çünkü, ücretsiz hediyeler gönderilecektir!

Bu reklam sitelerinin önemli bir kısmı pornografi içerikli olup yasa gereği ‘18 yaşından küçükler için uygun değildir’ uyarısı yapılır.

Ancak, siteye girecek kişinin 18 yaşından küçük olduğunu kim ve nasıl tespit edecektir? Çocuk, meraktan, ‘18 yaşından büyüğüm’ seçeneğini işaretleyerek siteye kolayca girebilir. Böylece, çok masum bir amaçla internete giren bir çocuk kendisini onu her bakımdan zararlı bir sitenin içinde buluverir.

Bu bakımdan, çocuklarınızı internetin zararlarından korumak için ilk yapacağınız şey, bilgisayarı herkesin göreceği bir yere koymaktır.

Ondan sonra, internetin faydaları ve zararları konusunda çocuğunuzu bilgilendirmeniz, bilgisayarda geçireceği zamanı sınırlandırmanız, ve internete bağlı iken onu arasıra kontrol etmeniz gerekmektedir.

Cevap bekleyen sorular

İnterneti kötü amaçlarla kullanan kişilerin insanlar ve özellikle çocuklar üzerinde yol açtığı tahribat, son yıllarda, bir dizi araştırmanın konusu olmuştur.

Bu araştırmalardan birini yürüten psikolog Michael G. Conner, ‘Internet Addiction and Cyber Sex’ başlıklı makalesinde, altına kendi notunu da düşerek, şu soruları soruyor:

- Çocuğunuza dilediği zaman tanımadığınız bir yere gitmesine, tanımadığınız kişi veya kişilerle birkaç saat birlikte olmasına izin verir misiniz?

(Eğer çocuğunuzun odasında internet bağlantısı olan bir bilgisayar varsa, sorumuza ‘Hayır’ demenizin hiçbir anlamı yoktur. Çünkü, odasının kapısını kapatıp kendi başına kaldığında çocuğunuzun ne yaptığını bilemezsiniz. İstediği zaman internete bağlanıp, tanımadığı bir siteye girerek tanımadığı kişi veya kişilerle birlikte olabilir.)

- Kocanızın tanımadığınız bir kadının evine gitmesine, onunla saatlerce sohbet etmesine ve birlikte yatak odasına girmelerine izin verir misiniz?

(Eğer kocanızın çalışma odasında internet bağlantısı olan bir bilgisayar varsa ve onun bir internet bağımlısı olduğunu biliyorsanız, sorumuza cevap vermeden önce iyi düşünün.)

- İlişkileri yalan üzerine kurulmuş yabancı insanlarla tanışmak, onlarla sohbet etmek ve sırlarınızı paylaşmak ister misiniz? İnternet üzerinden tanıştığınız ve sohbet ettiğiniz insanların kim olduğunu biliyor musunuz? Onların verdikleri bilgilerin doğruluğundan emin misiniz?

(Eğer, ‘İki taraf bu sanal beraberlikten zevk alıyor ve eğleniyorsa, yalanın ne zararı var?’ diyorsanız, sizin bir internet bağımlısı olduğunuzu söylemek zorundayız.)

Çocuğunuz veya siz, internet bağımlısı mısınız?

haber7

Nisan 8, 2009 Yazan: yurdumuzz | Sağlik | , , | Henüz Yorum Yok

Nikotin sadece bağımlılık yapmıyor!

Amerikalı araştırmacılara göre nikotin sadece bağımlılık yapmakla kalmıyor, vücutta birçok hücresel etkileşime de giriyor.

Rhode Island Eyaletindeki Brown Üniversitesinde yapılan ve Journal of Proteome Research dergisinde yayımlanan araştırmada elde edilen verilerin sigara bağımlılığının tedavisinde yeni yöntemler ortaya çıkarması bekleniyor.

Baş araştırmacı Edward Hawrot çalışmayla ilgili yaptığı açıklamada, çok benzeri insanlarda da bulunan, farelerin beyin dokusundaki “alfa-7 nikotin asetilkolin” reseptörünü mercek altına aldıklarını belirterek, nikotin reseptörü denilen alfa-7′nin, nikotin vücuda girince hareketsiz kaldığını kaydetti.

Çoğu reseptörler hücrelerin dış yüzeyinde bulunuyor ve alfa-7 reseptörünü faaliyete geçiren asetilkolin gibi moleküllerin minik sinyallerine karşı duyarlı oluyor.

Araştırmada, bilim adamları alfa-7 nikotin reseptörü ile etkileşime giren 55 proteini keşfetti. Araştırmacılar bu bağlantıları daha önce bilmediklerini belirtti.

AA

Nisan 7, 2009 Yazan: yurdumuzz | Sağlik | , , | Henüz Yorum Yok

Kaşıntının sırrı çözüldü

Amerikalı bilim adamları, kaşınmanın beyne hissi taşıyan omurilikteki bazı sinir hücrelerinin faaliyetini engelleyerek, kaşıntıyı geçirdiğini buldular.

Minnesota Üniversitesi tarafından yapılan ve Nature Neuroscience dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, bu etki sadece deri kaşındığında kaşınılırsa ortaya çıkıyor, kaşıntı olmadan kaşındığında aynı etki oluşmuyor.

Önceki araştırmalarda, omurilikteki “spinotalamik” bölgenin kaşıntı konusunda kilit rol oynadığı ve bu bölgedeki sinir hücrelerinin, deriye kaşındırıcı bir madde değdiğinde daha aktif hale geldiği görülmüştü.

Primatlar üzerinde yapılan son çalışmada, kaşıntı sırasında deriyi kaşımanın spinotalamik bölgedeki sinir hücrelerinin faaliyetini durdurduğu ve bunun da kaşınan bölgeden beyne omuriliğin sinyal göndermesini engellediği ortaya çıktı.

AA

Nisan 7, 2009 Yazan: yurdumuzz | Sağlik | , , | Henüz Yorum Yok

Çin’deki salgında 18 çocuk öldü

Çin’in orta kesimindeki Henan eyaletinde “el, ayak ve ağız hastalığı” olarak adlandırılan salgından dolayı 18 çocuğun daha öldüğü ve 195 çocuğun durumun kritik olduğu bildirildi.

Resmi Şinhua haber ajansı, Henan eyaletinde 19 bin 922 vaka görüldüğünü ve bunlardan 5 bin 965′inin hastanede tedavi edildiğini duyurdu.

Ateş, ağızda yara, isilik ve kabarcığa neden olan ve özellikle 10 yaşın altındaki çocukları etkileyen bu hastalık doğru tedavi uygulanmadığında ölüme yol açabiliyor.

El, ayak ve ağız hastalığı geçen yıl Çin’de 40 çocuğun ölümüne neden olmuştu. Daha önce Henan’ın komşusu Şandong eyaletinde bu yıl aynı hastalıktan 13 kişinin öldüğü açıklanmıştı.

haber7

Nisan 7, 2009 Yazan: yurdumuzz | Sağlik | , , | Henüz Yorum Yok

Kirli hava, çocuk zekasını etkiliyor

Hava kirliliğinin çocuklarda, zeka ve hafıza geriliğine neden olabileceği belirtilerek, katı yakıt dumanları, fabrika bacaları ve egzozlardan çıkan gazlar ile sigara dumanının kirliliğe katkısına dikkat çekildi.

Rifat YERLİKAYA’nın haberi

Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Çocuk İmmünoloji ve Allerji Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. İsmail Reisli, şehir hayatında sıkça karşılaşılan katı yakıt dumanları, fabrika bacaları ve egzozlardan çıkan gazlar ile sigara dumanlarının hava kirliliğine neden olduğunu belirtti.

Çocukların, henüz olgunlaşmamış varlıklar olduğu için erişkinlere oranla hava kirliliğine karşı daha hassas olduklarını ifade eden Reisli, ”Biyolojik olarak daha hassas olan çocukların, toksinleri zararsız hale çevirme sistemleri yetersizdir. Çocuğun hızla büyüyen ve çoğalan hücrelerinde çevresel zararlılar daha kolay hasar oluşturur” dedi.

Reisli, çocukların, vücut ağırlıklarına göre erişkinlere oranla daha fazla hava, su ve besin tükettiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

”6 aylık bir bebek vücut ağırlığına göre bir erişkinden 7 kat daha fazla su içer. Yine 1-5 yaş arası bir çocuk, vücut ağırlığına göre bir erişkinden 3-4 kat daha fazla yemek yer. Bu nedenle çocuklar erişkinlere göre daha fazla toksik maddeye maruz kalır. Örneğin ağızdan alınan kurşunun erişkinlerde yüzde 10′u emilmesine rağmen çocuklarda yüzde 50’si emilir. Aynı şekilde çocukların hava yolları erişkinlerde göre daha dar olduğu için tıkanma için daha az iltihap yeterli oluyor. Çocuklar kirli havanın yüzde 90′ının filtre edildiği burun yerine ağızdan soluk alıp verdiği için kirli hava doğrudan akciğere gidiyor ve akciğer gelişimi kötü yönde etkileniyor.”

Hava kirliliğinin alerji, egzama, atım ve saman nezlesi gibi birçok rahatsızlığa neden olabildiğini anlatan Doç. Dr. Reisli, hava kirliliğinin özellikli 6 yaş ve altındaki çocukları çok daha fazla etkilediğini bildirdi.

-HAVA KİRLİLİĞİ NEDENİYLE MİLYONLARCA ÇOCUK YAŞAMINI YİTİRİYOR-

BM’nin yayımladığı bir rapora göre hava kirliliği nedeniyle her yıl milyonlarca çocuğun öldüğünü dile getiren Doç. Dr. Reisli, şöyle devam etti:

”Hava kirliliğine maruz kalan çocukların, zeka ve hafızayla ilgili testlerde aldıkları sonuçlar, sağlıklı bir çevrede büyüyenlere oranla daha düşük çıktı. Hava kirliliği çocuklarda, alerjik hastalıklara, göz burun ve boğaz iltihaplanmalarına, astım krizi sıklığında artışa neden olabiliyor. Yine hava kirliliği, çocuklarda akciğer kapasitesinde düşüşe, zeka gelişiminin de kötü yönde etkilenmesine neden olabiliyor. Tüm bunlarda okula devam etmede ve günlük hayat kalitesinde düşüşe neden oluyor.”

Reisli, hava kirliliğinin çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerine karşın, çocukları bu tehlikeden koruyacak politika ve çalışmaların yetersiz kaldığını vurgulayarak, ”Çocukların çevresel toksinlerle teması azaltılmalı. Çevre sağlığı konusunda toplum bilinci oluşturulmalı. Üreticiler uyarılmalı, yasalarda düzenlemeler yapılmalı” diye konuştu.

(aa)

Mart 30, 2009 Yazan: yurdumuzz | Sağlik | , , | Henüz Yorum Yok

Kişiye özel olmayan diyetin şansı az

Yrd. Doç. Dr. Akman, AA muhabirine yaptığı açıklamada, diyetin obezite başta olmak üzere çeşitli hastalıkların tedavisinde 20′nci yüzyılın başından itibaren kullanılmaya başlandığını belirtti.

Selçuk Üniversitesi (SÜ) Meram Tıp Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mehmet Akman, kitaplardan veya dergilerden görülerek uygulanmaya çalışılan, kişiye özgü olmayan diyetlerin başarı şansının zayıf olduğunu söyledi.

Diyetin kişinin beslenme şeklinin düzenlenmesi ve sağlıklı beslenmesi anlamına geldiğini kaydeden Akman, halen Türkiye’deki tıp fakültelerinde açılan beslenme ve diyetetik bölümlerinden mezun uzmanların hastanelerde ve sağlık kurumlarında görev yaptığını söyledi.

Son yıllarda yapılan araştırmalarda yanlış beslenme şeklinin sağlığı tehdit ettiğinin daha net ortaya çıkmasının ardından diyete ilginin arttığını bildiren Akman, ”Ülkemizde özellikle son 5 yılda diyet yapma popülerlik kazandı. Artık diyetin nasıl yapılacağı konusu bir sektör haline geldi” dedi.

Ülkede diyete ilginin arttığını ancak diyetin sağlıklı şekilde ve kurallara uygun olarak yapılmasına yardımcı olan diyetisyenlere talebin aynı oranda artmadığını ifade eden Yrd. Doç. Dr. Akman, şunları kaydetti:

”Pek çok kişi sağlık kuruluşuna giderek uzman diyetisyenden yardım almak yerine kulaktan dolma bilgilerle veya televizyon programlarından öğrendikleriyle diyet uygulama yolunu seçiyor. Bırakın televizyon programlarını, kitaplardan veya dergilerden görülerek uygulanmaya çalışılan diyetlerin bile başarı şansı zayıftır. Ancak kişinin sağlık durumu incelenip sosyo-kültürel ve ekonomik durumuna göre belirlenerek uygulanan kişiye özgü diyetten yarar görülebilir. Çünkü diyet, kişiye özgü verilmeli ve uygulanmalıdır. Herkesin kilosu, geçirdiği hastalıklar, vücut yapısı, kan değerleri, tansiyonu farklıdır.”

Akman, bu nedenle kendilerine diyet için doğrudan başvuran kişileri önce iç hastalıkları veya endokrinoloji bölümüne sevk edip sağlık durumlarıyla ilgili tetkikler yaptırdıklarını, diyet programını bu tetkiklerin ardından uygulamaya başladıklarını belirtti.

-”YAVAŞ YAVAŞ ZAYIFLAMAK EN İYİSİ”-

Bilinçsiz yapılan diyetlerin kişileri aç bırakmaktan öteye gidemediğini, oysa uzman diyetisyenlerin önerdiği kişiye özgü beslenme programlarının diyet yapan kişiyi hiçbir şekilde zorlamadığını kaydeden Akman, şunları söyledi:

”Bize başvuranlara verdiğimiz diyet programları pek çok kişiyi şaşırtıyor. Çoğu ‘Normalde verdiğiniz diyetten daha az yiyordum’ diyor. Ancak diyetin püf noktası, tüketilen besinlerden çok yeme ve içme düzeniyle ilgili yanlış alışkanlıkları değiştirmek. Örneğin, öğün saatleri düzensiz olan ve günde bir ya da 2 kez yemek yiyen kişiler şişmanlıyor. Oysa biz 6 öğün yemek yemeği öneriyoruz. Temel olarak önerdiğimiz bir başka husus da aşırı yağlı ve şekerli yiyeceklerden kaçınılması.”

Diyette, haftada 1, ayda 4 kilo verilmesinin en sağlıklı zayıflama düzeni olduğunu belirten Akman, ”Yavaş yavaş zayıflamak en iyisidir. Çünkü kişinin beslenme alışkanlıkları diyet süresi boyunca değişecek, düzene oturacaktır. Aynı zamanda vücuttaki fazla kilolar ne kadar hızlı verilirse aynı kiloları daha sonra tekrar almak da o kadar hızlı olmaktadır” diye konuştu.

Yrd. Doç. Dr. Akman, beslenme şeklini değiştirmenin sağlıklı kilo verme ve diyette başarı için tek başına yeterli olmadığını, diyet uyguladıkları kişilere günde mutlaka 20 dakika veya yarım saat yürüyüş önerdiklerini sözlerine ekledi.

(aa)

Mart 30, 2009 Yazan: yurdumuzz | Sağlik | , , | Henüz Yorum Yok

Kalp krizinden ölenlerin yakınlarına uyarı

Doç. Dr. Ercan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kalp ve damar hastalıklarının ölüm nedenleri arasında birinci sırada olduğunu söyledi

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nden Doç. Dr. Ertuğrul Ercan, ailesinde erken yaşlarda kalp hastalığı nedeniyle ölüm bulunanların, şikayeti olmasa dahi kalp tetkiki yaptırmaları gerektiğini bildirdi.

Antibiyotiklerin henüz keşfedilmediği eski dönemlerde enfeksiyonlara bağlı ölümlerin daha sık görüldüğünü, oysa 21. yüzyılda, damar sertliği olarak bilinen ateroskleroza bağlı ölümlerin hızla arttığını belirten Doç. Dr. Ercan, şöyle konuştu:

”Ölüme yol açan hastalıkların sıralaması neden değişmiştir? Çünkü masa başında daha fazla zaman geçiriyoruz, daha az hareket ediyoruz ve daha fazla stres altındayız. Beslenme alışkanlıklarımız genel olarak değişmiştir. Yemek hazırlamak zaman kaybı olarak algılanıyor, amaç çok kısa sürede açlığın giderilmesi halini aldı. Bu nedenle hazır gıdalar geniş kitlelerce daha çok tercih edilmektedir. Yeşil sebze, meyve ve balık ise genel olarak gereğinden daha az tüketilmektedir. Yaşam tarzındaki bu olumsuz değişikliklerle insanların ortalama bel çevresi genişlemekte, yağlanma ve şişmanlık beraberinde felaket getirmektedir.”

-KOLESTEROL-

Doç. Dr. Ertuğrul Ercan, obezitenin yüksek tansiyona, şeker hastalığına, eklem ve solunum bozukluklarına neden olduğuna dikkati çekerek, bu durumdaki kişilerde diğer bir olumsuz değişikliğin ise kandaki ”kötü kolesterol”ün yükselmesi olduğunu ifade etti.

Türkiye’de yapılan bir çalışmada, faydalı olduğu bilinen ”iyi kolesterol”ün Avrupalı ülkelerin ortalamalarından daha düşük çıktığını vurgulayan Doç. Dr. Ercan, şunları kaydetti:

”Damar sertliğine karşı koruyucu olan bu kolesterol tipinin düşük olması ne yazık ki ek risk faktörüdür. Yüksek yoğunluklu bu kolesterol tipinin artırılması için sigara bırakılmalı ve düzenli egzersiz yapılmalıdır. Önerilen egzersiz, ıkınarak yapılan ağırlık kaldırma gibi egzersizler değildir. Bunun yerine, kalp hızını hedef değere kadar artıracak yürüyüş, koşma, yüzme gibi egzersizler önerilmektedir.”

Kalp hızının egzersizle artırılacağı hedef değerin yaşla ilgili olduğunu kaydeden Ercan, egzersiz sırasında ortalama istirahat kalp hızını yüzde 20 artıracak fiziksel aktivitenin genel olarak uygun olacağını söyledi.

Doç. Dr. Ercan, zeminde kalp hastalığı veya açık kalp ameliyatı, stent uygulanması gibi diğer risk taşıyan durumları bulunan kişilerde hedef kalp hızının daha düşük değerlerde olabileceğini belirterek, ”Ani, yoğun egzersizler, zeminde gizli kalmış hastalık varsa kalp krizine neden olabilir. Bu nedenle orta ve ileri yaşlarda egzersize başlamaya karar verilirse öncesinde mutlaka doktor kontrolü faydalı olacaktır” dedi.

Uyuşturucu veya benzer etkili hapların da kalp krizine neden olabildiğini anımsatan Doç. Dr. Ercan, şöyle konuştu:

”Kokain kullanımı sonrası çok genç yaşta kalp krizi gelişen olgular vardır. Nadiren arı ve akrep sokması da kalp krizine yol açabilir. Başka önemli bir faktör ise genetik mirastır. Genetik değişiklikler anne babadan kalıtılabildiği gibi, mutasyonlarla ilgili hastada başlamış olabilir. Bu genetik değişikliklerin pıhtılaşmayı ve damar sertliğini hızlandırıcı, kan yağ düzeylerini yükseltici veya başka olumsuz etkileri olabilir. Bu bozuklukların erken tanınması çok önemlidir. Ailesinde erken yaşlarda kalp hastalığı nedeniyle ölüm hikayesi bulunan kişilerin şikayeti olmasa dahi bu açıdan tetkik yaptırması önemli yararlar sağlayabilir.”

Türkiye’de kalp ve damar hastalıklarının görülme sıklığının daha da artması olasılığı bulunduğunu kaydeden Ercan, Türk Kardiyoloji Derneğinin bu tablonun ağırlaşmasını engellemek için toplumu bilinçlendirmek amacıyla yoğun çaba harcadığını söyledi.

Ercan, bu anlamda, sigaranın kullanımının yasal olarak kısıtlanmasının toplum sağlığı açısından olumlu bir gelişme olduğunu, genel olarak Türkiye’de bu konuyla ilgili bilgi düzeyinin yükselmeye başladığını ifade etti.

(aa)

Mart 30, 2009 Yazan: yurdumuzz | Sağlik | , , | Henüz Yorum Yok

Kadın kalbi bedeni kadar şanslı değil

Bedenleri, erkeklerinkine göre daha dirençli ve ağrı eşiği çok daha yüksek olan kadınların kalp hastalıklarından ölüm oranlarının erkeklere göre yüksek olduğu bildirildi.

Antalya’da düzenlenen 6′ıncı Akdeniz Hipertansiyon ve Anteroskleroz Kongresi’ne katılan Bulgaristan Hipertansiyon Derneği Başkanı, Kardiyolog ve Hipertansiyon Uzmanı Profesör Dr. Svetla Torbova, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kardiyovasküler (kalp ve damar sistemi) hastalıklarına yakalanma ve bu nedenle ölüm oranının kadınlarda, erkeklere göre daha yüksek olduğunu söyledi. Her yıl dünyada 8 milyon kadının kardiyovasküler hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirdiğini belirten Profesör Dr. Torbova, kadınlarda hastalığın teşhisinin erkeklere göre daha zor olduğunu açıkladı.

Erkeklerin ağrı eşiğinin kadınlardan çok daha düşük olduğuna işaret eden Torbova, bu nedenle kalp krizinin belirtisi olan ağrıları hissettiklerinde erkeklerin hemen hastaneye başvurduklarını ve çok büyük ağrı duyduklarını söyledikleri için doktorların onları daha dikkatli incelediğini vurguladı. Kadınların, çektikleri ağrıyı başa çıkılmayacak gibi hissetmedikleri için durumlarının ciddi olduğunun gözden kaçabildiğini ifade eden Torbova, çalıştığı hastanede yaşadığı deneyimleri şöyle anlattı:

”Kalp krizinde görülen belirtiler olabileceği ihtimali ile 3 kadın hasta, hastanenin kardiyovasküler hastalıklar bölümüne sevk edildi. Yapılan tetkiklere ve kadınların genel durumuna bakılıp, hiçbirinde kalp krizi riski olmadığı sonucuna varıldı ve başka servislere gönderildi. Üç kadın kısa süre içinde peş peşe kalp krizinden öldü. O zaman diğer doktor arkadaşlarımla birbirimize, (Kalp krizinden şüphelendiğimiz kadınları çok daha dikkatli ve detaylı inceleme, onların ağrı tariflerini daha dikkatli dinleme) konusunda söz verdik. Kadınlardaki kalp hastalıkları konusunda sadece doktorlar değil, toplum ve devlet düzeyinde de bilinçli olmak gerekiyor.”

Kadınların da tıpkı erkeklerde olduğu gibi hipertansiyon, kolestrol ve sigara içmeye bağlı kalp hastalıklarına yakalanma riski taşıdığını kaydeden Profesör Dr. Svetla Torbova, ”Risk faktörleri aynı, ancak kadınlar lehine 10 yıllık fark var” dedi.

Bu farkı, kadınların, kadınlık hormonu östrojen tarafından korunmalarına bağlayan Torbova, östrojen üretiminin durduğu menopoz döneminden sonra kadınlar ile erkeklerin riskinin eşitlendiğini bildirdi. Torbova, kalp hastalıklarından korunma konusunda kadınlara önerilerini ise şöyle açıkladı:

”Kadınlar, düzenli olarak doktora gidip kontrollerini yaptırmalı. Özellikle aile öyküsünde, kalp ve diyabet hastalığı, erken yaşta ölümler olanlar ve sigara içme alışkanlığına sahip kadınlar, bu kontrolleri daha da ciddiye almalı. Menepoz döneminde ise kontroller sıklaştırılabilir. Bir insanın kalp ve damar sağlığını korumasında, vücudunun ürettiği en önemli enzim olan nitrik oksit seviyesini korumak için de sağlıklı beslenmeli ve fiziksel aktivitelerini yüksek tutmalı. Kadınlar özellikle menopoz sonrasında düzenli spor yapmaya özen göstermeli.”

Profesör Dr. Torbova, Dünya Kalp Federasyonunun dünya kadınlarının içinde bulunduğu riske dikkati çekmek için başlattığı, Türkiye’de de ‘Kalbimi Seviyorum Kırmızı Giyiyorum’ adıyla yürütülen kampanyayı hatırlatarak, ”Kadın kalbi kırmızı alarm veriyor. Bu konuda herkesin duyarlı olması gerekiyor” dedi.

(AA)

Mart 28, 2009 Yazan: yurdumuzz | Sağlik | , , | Henüz Yorum Yok